Peygamberlerin dışında kendi derecesine göre muhlas olanlar da vardır. Dolayısıyla bu zirvenin sadece peygamberlere ait olduğunu düşünüp ona karşı müstağni ve ilgisiz kalmak doğru değildir. Bize düşen, o zirveye talip olmak, kabiliyetlerimiz bizi nereye kadar götürürse götürsün daima o zirveye ulaşma ceht ve gayreti içinde bulunmaktır. Bunun için
َ“اَللَّهُمَّ اجْ عَلْنَا مِنْ عِ بَادِكَ الْمُخْ لِصِ ينَ الْمُخْ لَصِ ينَ الْمُلْهَمِينAllahım bizi muhlis, muhlas ve ilhama mazhar kullarından eyle!” diyedua etmekte hiçbir mahzur yoktur. Zira herkesin kabiliyetinegöre bir muhlis, bir muhlas ve bir mülhem derecesi vardır.İhlasa erdirilmiş olma herkeste aynı derecede tecelli etmeyebilir. Ancak herkes böyle bir zirveye talip olmakla, kabiliyetinin son sınırlarını yakalamaya azmetmiş olur. Erdirecek olanAllah’tır. O Settar ismiyle değişik sürçmeleri siler, affeder, ohataları yapmamışız gibi bize muamele eder, Gaffar ismiyleyarlıgar. Afuvv ism-i şerifiyle günahların üzerine çizgi çeker.Biz kullara düşen, söz verdikten ve ayağını yere sağlam bastıktan sonra bir daha kaymamaya çalışmaktır. Evet, gerçekmânâda sadece peygamberler muhlastırlar. İhlasa talip olandiğer müminler ise muhlistirler. Bununla beraber diğer müminlerin de kendi kabiliyetlerine göre zılliyet planında muhlas olmaları mümkündür.