Geçmiş Peygamberlerin Zikri
şünebiliriz. Kralın Hazreti Yusuf’u yanına danışman olarak alması ve ataması da evvela onun yorumlarını beğenmesi sunucunda gerçekleşmişti. Böylece Hazreti Yusuf gaye-i hayalini gerçekleştirmek için fırsat ve imkânlar elde etti. Bu sayede bütün bir topluma söz söyleyebilme konumunu kazandı. Demek ki yorum kabiliyetinin yüksek olduğu o toplumda böyle güçlü bir yoruma, tevile ihtiyaç vardı. Hazreti Yusuf da o ihtiyacı karşılayacak donanıma sahipti. Te’vîl-i ehâdîsin, peygamberlerin vasıflarından olan fetanetle de sıkı bir irtibatı vardır. Bu özellikleri sayesinde peygamberler hâdiselere daha geniş bir perspektiften bakar; bir durumun sebebini, gelişme şeklini, muhtemel neticelerini önceden kestirebilir ve ona göre alternatif yöntemler geliştirirler. Zira onlar Allah’ın verdiği firasetle nazar eder, O’nun nuruyla bakar, O’nun gördürmesiyle görürler. Yani te’vîl-i ehâdîsin, peygamberlerin ortak özelliği olduğu söylenebilir. Buradan hareketle, sûrenin başında Hazreti Yusuf’a (aleyhisselâm) te’vîl-i ehâdîsin öğretileceği beyan edilmekle, bir yönüyle onun gelecekte peygamber olacağına da işarette bulunulmuş olmaktadır. Özellikle onun bu yönüne dikkat çekilmek suretiyle, diğer peygamberlere bu yönüyle bir rüçhaniyetinin olacağı vurgulanmıştır.
Geçmiş Peygamberlerin Zikri
Âyette sadece Hazreti Yakub’un değil Hazreti İshak ve Hazreti İbrahim’in de zikredilmesinin hikmetleri vardır. Şöyle ki; bu peygamberler o coğrafyada bilinmekteydi. Getirdikleri mesajlar, yapmış oldukları tebliğ ve irşat insanların malumuydu. Bütün halk kabul etsin etmesin, hakkıyla takdir edilsin edilmesin, peygamber mesajları, bugün İslam’ın değişik coğrafya ve kültürlerde duyulmasına benzer şekilde yayılmıştı. Allah, Hazreti Yusuf’un sunacağı mesajların kabulü