İçeriğe geç
106. Bölüm

Ümit ve Selim Akıl

ْحَتّٰى إِذَا اسْ تَيْئَسَ الرُّسُ لُ وَ ظَنُّوا أَنَّهُمْ قَدْ كُذِبُوا جَۤاءَهُمْ نَصْ رُنَا فَنُجِّيَ مَن
نَشَۤاءُ وَ اَاَلَ يُرَدُّ بَأْسُ نَا عَنِ الْقَوْ مِ الْمُجْ رِمِينَ

(“İnkarcılar kendilerine mühlet verilmesine aldanmasınlar. Daha öncekilere de böyle fırsat verilmişti.) Hatta peygamberler öyle bir raddeye varırlar ki, toplumlarının iman etmeyecekleri ve onlar tarafından bütün bütün yalanlandıkları zannına kapılırlar. Derken onlara yardımımız yetişir de dilediğimizi kurtarırız. Mücrim toplumlara takdir ettiğimiz azabın da hiçbir surette önüne geçilemez.”

(Yusuf sûresi, 12/110).

Ümit ve Selim Akıl

Bazı tefsirlerde bu âyete –hâşâ– “Peygamberler Allah’ın yardımının gelmesinden ümitlerini kestiler, Allah tarafından yalnız bırakıldıklarını zannettiler.” şeklinde yanlış bir mânâ verilir. Asr-ı Saadet’te de bu şekilde yanlış mânâ verenler olmuş fakat Âişe validemiz onların bu yanlış anlayışlarından Allah’a sığınmış ve önemli bir hatayı düzeltmiştir. Mütevatir kıraatlerden birini esas alarak onun bu âyete verdiği mânâ şöyledir: “Sıkıntılar uzayıp da yardım gecikince, peygamberler kavimlerinden kendilerini yalancılıkla itham edenlerin iman etmeyecekleri zannına kapılmışlar, inanmış olanların da kendilerini yalanlayacaklarını sanmışlardır. İşte o zaman Allah’ın yardımı yetişmiştir.”185

340