Âlimler İçin Arapçanın Önemi
yer ihraz etmiştir. Evrensel bir dinin kendini ifade edebilmesi için de böyle zengin bir dil zaruridir. Kur’ân, şiir değildir. Ancak bir yönüyle şiirin incelik ve ahengini taşır. Yusuf sûresinde bu iki özellik en latif ve zevkli şekilde ortaya konmuştur. Sûrenin başında Kur’ân’ın Arapça indiği vurgulandıktan sonra Hazreti Yusuf kıssasına geçilip onun en güzel kıssa ya da anlatımların en güzeli olarak takdim edilmesi, bize kıssanın ya da en güzel anlatımın Arapçada mümkün olabileceği konusunda fikir verir. Gerçekten de Yusuf sûresi herkesin severek okuyacağı, okurken inşirah duyacağı bir açıklık, akıcılık, ahenk ve tesire sahiptir. Dil üstatlarının da dikkat çektiği üzere âyet, cümle ve kelimelerin arasındaki münasebetler ve olayların anlatım akışı açısından Yusuf sûre-i celilesi gerçek bir dil harikasıdır.
Âlimler İçin Arapçanın Önemi
İnsanlara kendi dilleriyle hitap etmenin önemi sadece peygamberlere has değildir. Temel mesele, insanlara anlayacakları dille hitap edip onları doğru yola yönlendirmek olduğuna göre elbette her mürşidin kendi halkının dilini kullanması bir zorunluluktur. İslam tarihi boyunca ilim ve irşat sahasının büyükleri, içinde doğup büyüdükleri halkın dilini kullanmanın yanında Arapçayı da bütün derinlik ve incelikleriyle öğrenmeye gayret etmişlerdir. Pek çokları, günlük konuşmada olmasa da ilim dili olarak Arapçayı kullanmışlardır. Vakıa Ömer İbn Abdülaziz, İmam Malik, İmam Şafiî gibi büyük çoğunluğu itibariyle Arap coğrafyasından çıkan dolayısıyla da Arapça anadili olan pek çok müceddit ve müçtehit vardır. Ancak İmam Rabbanî ve Bediüzzaman gibi anadili Arapça olmadığı hâlde Arapçayı derinlikleriyle bilenler de çoktur. Bunlardan bazıları bir kısım eserlerini Arapça yazmıştır.