beslediği kâmil insan olma iradesidir. Zaten Hazreti Yusuf,Allah’a itaat içerisinde yaşayan ve insanları Allah’a davet etme misyonuyla vazifelendirilen bir iman, bir aksiyon ve misyon insanıydı. Aslında mevsimi gelince Zeliha da bu iffet abidesinin iffetine:َ“وَ لَقَدْ رَاوَ دْتُهُ عَنْ نَفْسِ ه فَاسْ تَعْصَ مBen onun nefsinden kâm almak istedim ama o sımsıkı iffet ve ismetine kilitli kaldı.”diyerek şehadet edecektir.
Meseleyiَّهَمfiilinin tahlili üzerinden tekrar ele alacak olursak şu yaklaşımlar da ortaya konabilir:
Zeliha ile Hazreti Yusuf (aleyhisselâm) tamamen iki ayrıdünyanın insanıdırlar. Biri, sevdasından gözü dönmüş, iradesi felce uğramış, kendi hislerini yaşayan bir kadın; diğeriise gözü ötelere açılmış, ihsan şuuruna ermiş ve ihlâsın özühâline gelmiş bir nebi namzedidir. Dolayısıyla her ikisi dekendi duygu ve düşünceleri istikametinde yol almaktadır.َّهَمfiili ikisi için kullanılsa da bu kelime, her ikisinin gaye ve hedefine göre farklı anlamlara gelir. Evetَّهَمkelimesine, onların himmetlerinin, düşünce yapılarının, bilgi birikimi ve kültürlerinin farklılığına göre mânâ verilmelidir. Zaten aradakifark, biraz sonra meydana gelecek tablodan da anlaşılacaktır.Yusuf (aleyhisselâm) ismet ve iffete doğru, Zeliha ise bütünhimmetiyle şehvet ve günaha doğru koşmakta ve âdeta buiki zıtlıkta yarışmaktadırlar. Yusuf (aleyhisselâm) kaçmakta,diğeri kovalamaktadır. Eğer Yusuf’un (aleyhisselâm) kadınakarşı zerre kadar iradî bir meyli olsaydı zaten böyle bir kovalamacaya gerek kalmazdı. Demek ki Hazreti Yusuf’un azmi,niyeti ve hedefi tamamen başkaydı ve o yüce hedefe doğrukoşmaktaydı. Zaten ikisi arasında cereyan eden mücadeleyiizlerken de bu durum kendiliğinden ortaya çıkacaktır.
Bu itibarla, Hazreti Yusuf’un (aleyhisselâm) “hemm”i, düşüncesi kendi sevdası; Zeliha’nınki de kendi sevdası istikametindeydi. Cenab-ı Hak’la halvete ermiş bir insanın ve dai-