İçeriğe geç
65. Bölüm

Sade Hayat, Yumuşak Tavır ve Entegrasyon

inanç esaslarıyla dirilmeye, ahlakî düsturlarla yükselmeye ihtiyacı vardır. Bu elbette kendi kendine olmayacak, o konudaki çok önemli rolleri, inanç ve ideal sahibi dertli insanlar üstleneceklerdir. Onlar şeklîlikten, nazarîlikten, folklorik temsilden uzak, dinin yaşanıp yaşatılmasını kendisine gaye edinmiş, temsil ve tebliğ aşkıyla oturup kalkan, kalbi ve aklı aydın, iddiasız insanlar olacaktır.

Sade Hayat, Yumuşak Tavır ve Entegrasyon

Âyette Yusuf (aleyhisselâm) için kullanılan ‘hafîz’ ve ‘alîm’ sıfatlarının ikisi de mübalağa kipinde gelmiştir. Bununla o, “Ben çok koruyucu biriyim; çalmam, çırpmam, hortumlamam, paranın ve malın zerresini dahi zayi etmem, hak etmeyen kişilere vermek suretiyle devlet malını zayi etmem, hukuka uygun hareket ederim. Hem bu işi çok iyi bilirim, bu konuda ilmim ve yeterli birikimim var.” demek istiyordu. Bir açıdan sûrenin ana yörüngesi ilim olduğundan, Hazreti Yusuf’un (aleyhisselâm) kendini ‘çok iyi bilen biri’ olarak tarif etmesi ayrı bir önem kazanıyor. Evet, her saha gibi tarım ve ziraat da ilim ve tecrübesiz olmaz. Yusuf (aleyhisselâm), dediği gibi ürünleri silolara doldurup en uygun şekilde sakladı. Zamanı gelince de ekilmesi gerekeni ekti, dağıtılması gerekeni dağıttı. Fakat o, milletin refahı için çözümler arayıp planlar yaparken şahsî hayatında hep müstağni ve mütevazi oldu. Hazineleri idare ederken bütün peygamberler gibi sade bir hayat yaşadı. Zira bütün peygamberlerin bir tek derdi vardı, o da Yüce Allah’ın bilinip tanınmasıydı. Bu istikamette vazifelerini eda ederken lükse, refaha, konfora giremezlerdi. Mesela Davud (aleyhisselâm), peygamber olmasının yanında aynı zamanda hükümdardı ama sabaha kadar tazarru ve niyazla Allah’ı zikrederdi. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) döneminde hazine, zekât gelirleri ve ganimetlerle

203