Geçmişin Zikri ve Tahdis-i Nimet
َوَ رَفَعَ أَبَوَ يْهِ عَلَى الْعَرْ شِ وَ خَرُّوا لَهُ سُ جَّدً ا وَ قَالَ يَۤا أَبَتِ هٰذَا تَأْوِ يلُ رُؤْ يَاي
مِنْ قَبْلُ قَدْ جَعَلَهَا رَبِّي حَقًّا وَ قَدْ أَحْ سَ نَ بِۤي إِذْ أَخْ رَجَنِي مِنَ السِّ جْ نِ وَ جَۤاءَ
بِكُمْ مِنَ الْبَدْ وِ مِنْ بَعْدِ أَنْ نَزَغَ الشَّ يْطَانُ بَيْنِي وَ بَيْنَ إِخْ وَ تِۤي إِنَّ رَبِّي لَطِيفٌ
لِمَا يَشَۤاءُ إِنَّهُ هُوَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ
“Ebeveynini tahtına çıkardı. Hepsi onun önünde saygı ile eğildiler. Yusuf: ‘Babacığım! dedi, işte küçükken gördüğüm rüyanın tabiri! Rabbim o rüyayı gerçekleştirdi. O, bana nice ihsanlarda bulundu: Beni zindandan kurtardı, şeytan benimle kardeşlerimin arasını bozduktan sonra sizi taşradan getirip bana kavuşturdu. Gerçekten Rabbim dilediği kimse hakkında Latif’tir (çok lütufkârdır, dilediği hususları çok güzel, pek ince bir tarzda gerçekleştirir). Şüphesiz O Alîm’dir, Hakîm’dir (her şeyi hakkıyla bilen, tam hikmet sahibidir).’”
(Yusuf sûresi, 12/100).
Geçmişin Zikri ve Tahdis-i Nimet
Hemen her sûre gibi bu sûre de böyle teselli edici bir mahiyette bitiyor. Çünkü insanlar arasında yaralı olan, beklentiye giren ve ümit arayanlar her zaman var olagelmiştir. Durumumuzu en iyi bilen Allah, sûre sonunda böyle ümit verici bir hatimeyle gönüllerimize bir ferahlık bahşediyor. Arş kelimesi burada kral, bakan, müsteşar, genel müdür gibi makam sahiplerinin oturduğu yer mânâsına gelir. Ona