Dünyevî Mutluluğun Zirvesinde Ötelere İştiyak
ِرَبِّ قَدْ اٰتَيْتَنِي مِنَ الْمُلْكِ وَ عَلَّمْ تَنِي مِنْ تَأْوِ يلِ اأْلْ َحَادِيثِ فَاطِرَ السَّ مَاوَ ات
وَ اأْلْ َرْضِ أَنْتَ وَ لِيِّي فِي الدُّ نْيَا وَ ااْلْ ٰخِ رَةِ تَوَ فَّنِي مُسْ لِمًا وَ أَلْحِ قْنِي بِالصَّ الِحِ ينَ
“Ya Rabbi! Sen bana iktidar ve hâkimiyet verdin. Hâdise ve rüyaları yorumlama ilmini öğrettin. Ey gökleri ve yeri yaratan! Dünya’da da ahirette de mevlam, yardımcım Sen’sin. Sana tam itaat içinde bir kul olarak canımı al ve beni hayırlı ve salih insanlar arasına dâhil eyle!”
(Yusuf sûresi, 12/101).
Dünyevî Mutluluğun Zirvesinde Ötelere İştiyak
Hazreti Yusuf (aleyhisselâm), adım adım büyük bir neticeye doğru yürüyordu. Bu, büyük buluşma sonrasındaki konuşmalarından anlaşılıyor. Bütün bir hayat hikâyesini birkaç cümlede özetliyor. Yaşadığı hayattan ve kavuştuğu nimetlerden dolayı Allah’a hamd ü senalar ediyor, tahdis-i nimette bulunuyor ve finali Allah’a kavuşma arzusunu dile getirerek tamamlıyor. Hazreti Yusuf’un (aleyhisselâm), yıllarca ayrı kaldığı ailesine kavuştuğu, dünyanın kendisine gülmeye başladığı, geçmişteki acı olayların tatlıya bağlandığı, hayatının en rahat dönemi olarak görebileceğimiz bir hengâmda ölümü hatırlaması, aslında onun gözünün hep ukbada olduğunu, dünyaya zerre kadar meyletmediğini göstermesi açısından bizler için son derece manidardır.