Mukarrabînin İçtihadı ve Allah’ın İkazı
ِوَ قَالَ لِلَّذِي ظَنَّ أَنَّهُ نَاجٍ مِنْهُمَا اذْكُرْ نِي عِ نْدَ رَبِّكَ فَأَنْسَ اهُ الشَّ يْطَانُ ذِكْرَ رَبِّه
فَلَبِثَ فِي السِّ جْ نِ بِضْ عَ سِ نِينَ
“Yusuf (aleyhisselâm) (rüya yorumundan hareketle) onlardan kurtulacağına inandığı arkadaşına: ‘Efendine benden bahset.’ dedi. Fakat şeytan, efendisine söylemeyi ona unutturdu. Böylece Yusuf birkaç yıl daha hapishanede kaldı.”
(Yusuf sûresi, 12/42)
Mukarrabînin İçtihadı ve Allah’ın İkazı
Peygamberler, ismet sıfatıyla serfiraz, yani masum olduklarından, onlara genel olarak bilinen mânâda bir günah isnat etmekten kaçınmak gerekir. Bununla beraber bazı istek ve icraatları kendi ulvi seviyelerine uygun düşmediğinden onlar, zaman zaman Allah’ın ikaz ve ihtarına muhatap olmuşlardır. Mesela mezkûr âyette bahsedilen durumda, zahiren başvurulacak sebepler tükenmiş gözüküyordu. Bazı vesileler bulunsa bile Hazreti Yusuf’un, yüksek konumu icabı, artık her şeyiyle Allah’a bağlanıp bütün çözüm ve neticeleri O’ndan istemesi beklenirdi. Daha doğrusu Cenab-ı Allah’ın muradı bu istikamette idi. Fakat o, melikin yanına gidecek kişiden aracılık talebinde bulundu. Bu durum, onun o mualla mevkiine uygun düşmemişti. Çünkü tamamıyla Allah’a dayanıp işlerini O’na havale etme (tefviz ve sika) makamındayken hafif de olsa bir sebebe meyletmişti. Mukarrabîn arasında saf tutan bir başyüce olarak, onun bu içtihadı –kendi seviyesi dikka-