baştan sona sırlı bir şekilde geliştiği de bir gerçekti. Fakat bu sırlar tamamen anlaşılmaz değildir. Zahirde gerçeğe ters gibi görünen bazı şeyler, kinaye, istiare ve tevriye gibi söz sanatlarıyla hikmete uygun şekilde yorumlandığında karşılıklı konuşmalar ciddi bir mantıkî zemine oturmaktadır. Bir yandan derin düşünmeyi gerektiren ince tedbirler alınmış ve hikmetli sözler söylenmiş, diğer yandan da yalana girilmemiş, yalan mânâsına gelecek sözlerden kesinlikle kaçınılmıştır.Su kabının yüklere saklanıp sonra oradan çıkarılması, âyette bir plan ve tedbir olarak nazara veriliyor. Ardından da “Her ilim sahibinin üstünde daha iyi bir bilen vardır.” deniliyor. Büyük bir gerçeği ifade eden bu cümlenin, bir su kabının yüklere konulup çıkarılması gibi küçük bir hâdisenin arkasından gelmesi ne ifade ediyor? İlk bakışta bu iki şey arasındaki irtibat tam anlaşılmayabilir. Ancak Bediüzzaman Hazretlerinin de temas ettiği gibi,140 Allah’ın ilim ve icraatlarının büyük küçük her şeyi içine aldığını göstermek için bazen küçük şeylerle büyük prensipler ve hakikatler yan yana zikredilir. Bununla aslında Kur’ân’ın dört ana konusundan biri olan tevhid vurgulanmış olur. Kur’ân’a baştan sona bakıldığında bütün âyetlerin tevhid etrafında döndüğü rahatlıkla görülür. İster tevhid-i ulûhiyet isterse tevhid-i rubûbiyet olsun, her çeşidiyle tevhid nazara verilir. Burada su kabının saklanıp bulunması vesilesiyle Allah’ın birliği, her şeyin, her olayın O’nun ilmi dâhilinde olduğu hatırlatılıyor. Böylece çok küçük bir olay üzerinden en büyük hakikate kapı açılıyor. Ayrıca dikkat çekici bir nokta da şudur: Bünyamin’in Mısır’da alıkonulması, ardından kardeşlerin tekrar gelmeleri, en son Hazreti Yakub’un (aleyhisselâm) ailesiyle beraber gelip Mısır’a yerleşmesi ve orada tevhid dinini yaymaları gi-