memeliyiz. Yani daha müteyakkız olmalı, aynı delikten tekrar sokulmamak için dikkat etmeli, üstümüzde taşıdığımız emaneti koruma hassasiyetiyle yaşamalı ve bir daha aldanmamaya çalışmalıyız. Bu kadar hassasiyet bazılarına biraz mübalağalı gelebilir. Fakat şunu unutmamalı ki bir defa aldatan bir daha aldatabilir. Bir defa yalan söyleyen, zulmeden, gasp eden bunları tekrar yapabilir. Bu tür insanlara sırt dönülmez ve dönülmemeli. Tekrar ifade etmek gerekirse, bu denilenler, başkalarına ya da umum halka ait hakların görmezlikten gelinmesi şeklinde anlaşılmamalıdır. Haklar konusunda kimse bir başkası adına karar veremez. Burada ifade edilen hususlar, herkesin kendi şahsî haklarıyla alâkalıdır. Bu konuda inanan ve inancını başkalarına taşımaya çalışan insanların takınacağı tavır Efendimiz’in tavrından farklı olamaz. O (sallallâhu aleyhi ve sellem), şahsına ait bir hak söz konusu olduğunda affediyordu. Başkalarının veya umumun hakkı –ki umumun hakkı aynı zamanda Allah hakkı demektir– söz konusu olduğunda ise mücadele ediyor, o hak yerini buluncaya kadar uğraşıyordu. Sûrenin bu kısmında da görüldüğü gibi Yusuf (aleyhisselâm) kıssası, inişli çıkışlı ve kıvrımlı bir hayatı gözler önüne seriyor. Her iniş çıkışında, her kıvrımında bizlere ibret ve hikmet dolu sahneler sunuyor.