İçeriğe geç

caklardır. İsteyen, kendi şahsi hakları için de mahkemeye başvurabilir, hukuka taalluk eden meselelerde hukuk çerçevesinde hakkını arayabilir. Fakat hem bu haklarında hem de kanunların sahasına girmeyen mevzularda affedici olmaları, onların düşünce çizgilerine daha çok yakışır. Öyle zannediyorum ki iç içe gailelerin yaşandığı şu dönemde, onlar daha fazla ayrılığa ve kutuplaşmalara sebebiyet verenlerden olmayacaklardır. Kendilerine rağmen de olsa meseleleri hazmedeceklerdir. Hatta o zulmedenler, Hazreti Yusuf’un kardeşleri gibi, “Allah sizi bize üstün kıldı, biz hata ettik.” demeyebilir ya da diyemeyebilirler. Diyemeyenlere karşı nazar-ı müsamaha ile bakılmalı, diyebilenlerle karşılaşınca, onlara kulak vermeli ve neticede hepsine birden “Bugün size kınama yoktur. Allah affeder.” diyebilmelidir. Bilindiği gibi yakın geçmişte de kaç defa masumlara saldırdılar, hukuku hiçe saydılar, diş gösterdiler. Sonra da bazıları özür dilediler, özür mektupları gönderdiler, “Hakkınızı helal edin.” dediler. Onlar “Hakkınızı helal edin.” desinler, siz de “Helal ettik.” deyin. Siz de kurtulun onlar da kurtulsunlar. Böylesi daha iyi değil mi! Bir de “Hakkınızı helal edin.” demeyenler var. Acınacak bir durumda, veballeriyle Allah’ın huzuruna gidecekler. Fakat orada bile affedici olmalı. “Veren el, alan elden üstündür.”158 hadisince, veren el olmalı, alan el olmamalı. Hep veren olmalı, alma peşinde koşmamalı. Enerjiyi almaya sarf etmemeli. Siz almadan gidin. Elinize ne geçerse verin. Şahsî onurunuz, gururunuz, malî imkânlarınız, fonksiyonunuz ve misyonunuz adına hep verici olma yollarını kullanın. Onlar kendi karakterlerine, siz de kendi karakterinize göre davranmış olursunuz. Beklentiye girerseniz, kırılmalar, gönül koymalar olur. İsteyeceğinizi Allah’tan isteyin.

291