İçeriğe geç

kası o insan hakkında bu kelimelerle konuşsa hem ayıp hem de gıybet etmiş olur.Peygamberler ve diğer büyükler, hâllerini Allah’a şikâyet ettikleri zaman bunu, gayretullaha dokunsun da birilerinin başına felaket gelsin diye de yapmazlar. Onlar kendilerini sorgular, kendileriyle yüzleşir ve nefis muhasebesi yaparlar. Eğer neticede bu dua ve yalvarışlar gider gayretullaha dokunursa, arş-ı izzet gayrete gelir de insanların başına belalar yağmaya başlarsa o ayrı bir meseledir. Fakat bir peygamber, şahsına yapılan eza ve cefadan dolayı ümmetinin helakini istemez. Aksine o, rahmeti gazabını geçmiş olan Allah’ın rahmetiyle tecelli etmesini ister. İnsanlar için hidayet, adalet ve istikamet talep eder. Fakat insanlar sözden, hâlden anlamıyor, taşkınlıklarına devam ediyor, bir türlü ıslah olmaya yanaşmıyorlarsa işte o safhada peygamber meseleyi Allah’a bırakır. İnsanların şerrinden, olayların dehşetinden O’na sığınır. Bizim gibi sıradan insanlar, büyükler gibi dayanıklı ve sabırlı değiliz. Bize iki tokat vursalar tahammül edemeyebiliriz. Ancak o büyük kâmetler, çarmıha gerildiklerinde bile “Sana geliyorum Rabbim!” diyerek ölümün yüzüne gülerek giderler. Nesimî gibi;

“Başıma koy erre neccar, Sen’den dönmezem!” derler.

Bu yüzden onların yaptıkları duaya, biz onlardan daha muhtacız. Onların dualarını aynen alıp biz de içimizi öyle seslendirebiliriz. Yakup (aleyhisselâm) gibi “Allahım, dağınıklığımı ve tasamı Sana şikayet ediyorum!” diyebiliriz. Efendimiz gibi “Allahım, güçsüzlüğümü, zaafımı ve insanlar nazarında hakir görülmemi Sana şikâyet ediyorum!” diye iç dökebiliriz.

270