olan irtibatlarına bağlı olarak kendileri hakkında ağır ifadeler kullanabilirler. Fakat biz o muhasebe, sorgulama ve arz-ı hâl ifadelerini alır aynen onlar için kullanırsak hem onlara hem de onların Allah’la münasebetlerine karşı saygısızlık etmiş oluruz.
Mesela Allah Resulü (sallallâhu aleyhi ve sellem), Tâif dönüşü yaptığı o içten tazarruda kendini Allah’a nasıl arz ediyor! Nasıl “Allahım, güçsüzlüğümü, zaafımı ve insanlar nazarında hakir görülmemi Sana şikâyet ediyorum.” diyor.146 Şimdi oradaki ifadeleri alıp Allah Resulü hakkında kullanarak, –hâşâ– ona dağınık, zayıf, dayanıksız demek insanı baş aşağı götürür. Çünkü bu ifadeler tamamen onun Allah’la arasındaki münasebetle alâkalıdır. O, başka değil bu ifadelerle Allah’a yalvarmış, içini dökmüş, bu ifadelerle soluklanmış, rahatlamış, bu ifadelerle teselli olmuş ve inşirah bulmuştur. Öyleyse Allah’ın seçkin kulları olan peygamberlerin Allah’a arz-ı hâlde bulunurken kullandıkları ifadeler hakkında çok dikkatli ve dengeli düşünüp konuşmamız gerekir. Onlar hakkında söyleyeceğimiz her sözü endazeden geçirmemiz icap eder. Üstad Hazretlerinin de dikkat çektiği üzere, bir sözü kim, kime, niçin ve hangi makamda söylemiş, bunları nazar-ı itibara alarak düşünmemiz gerekir.147 Sadece büyükler için değil sıradan insanlar hakkında da bu saygı ve hüsnüzan korunmalıdır. Yani bir kul, Allah’a karşı hâlini arz ederken kendini hırpalayan, yerden yere vuran sözler kullanabilir. Peygamberlerin kendileri için söyledikleri sözleri alıp kendisi hakkında kullanabilir. Hatta kendisini bir merkep seviyesinde görmeyebilir, şahsına kelp nazarıyla bakabilir. Fakat baş-