Resulü bu konuda bir sahabiye hitaben şöyle buyurmuştur: “Yöneticilik talebinde bulunma. Eğer yöneticilik istersen ve bu da sana verilirse, o görevde yalnız bırakılırsın (Allah’ın yardımından mahrum kalırsın). Eğer istemediğin hâlde o görev sana verilirse, Allah sana yardım eder.”127
Bir insan liyakatliyse ve ihtiyaç da varsa yetkililerin onu vazifelendirmesi gerekir. Böyle biri halkın seçimi ve tercihiyle de iş başına geçebilir. Bu ikisi dışında insanın kendisini liyakatli görerek vazife talep etmesi ona yakışmaz. Hatta bu bir nevi günah olur. Çünkü az önce de zikredildiği üzere böyle bir şeyden Allah Resulü inananları menetmiştir. Eğer insan liyakatsiz olduğu hâlde vazife istiyorsa o da bir nevi ihanet olur. Çünkü hakkı olmadığı hâlde bir makamı işgal etmiş, yani onu gasp etmiş olacaktır. Liyakatli birinin olmadığı ya da liyakatsizlerin iş başına geçtiği bir yerde ehil birinin vazifeye sahip çıkması ise isabet olur. Hazreti Yusuf’un yaptığı şey, işte böylesine isabetli bir taleptir. Bu konuda önemli bir husus da şudur: Liyakati olduğu hâlde herhangi bir yerde idari vazifesi olmayan insanlar, kenarda kaldıkları müddetçe fikirleri, tecrübeleri ve ilimleriyle idarecilere yardımcı olurlar. İdareye talip olmadan müstağni bir şekilde kenarda durup, gerektiğinde idarecilere yardımcı olmaya çalışmak, insanın ve fikirlerinin değerini yükseltir. Yoksa parlak zannedilen fikirlerle, süslü laflar ederek bir makama talip olunursa onlar sadece hırsın solukları olur. İşte Hazreti Yusuf’un durumunu burada iyi anlamak ve ayırt etmek gerekir. O, gereken seviye ve ufukta insanın olmadığı bir yerde işe sahip çıkmış ve talebini izhar etmiştir. Bir önceki âyetle bu âyet arasında icaz-ı hazf vardır. Yani kral, Hazreti Yusuf’a olan güvenini ifade ettikten sonra ara-