İçeriğe geç

o işe yönlendirmiş, içinde o vazifeye karşı bir arzu uyandırmış, sonra ona arzusunu gerçekleştirme imkânını bahşetmiştir. Nitekim bir sonraki âyette de bu ihtimale kapı aralanmaktadır. Üstad Bediüzzaman’ın yaklaşımıyla, geçmiş gelecek her şeyi bilen Allah onun ileride yapacağı vazifeyi bildiği için ona uygun bir kabiliyet ve donanım vermiştir. O da iradesinin hakkını verip kabiliyet ve donanımını en güzel şekilde sonuna kadar kullanmıştır. İkinci bir ihtimal de Hazreti Yusuf’un (aleyhisselâm) vazifeye ehil başka insan bulunmadığından dolayı gördüğü zarurete binaen içtihat etmiş olmasıdır. Usul kaidelerine göre, akılla ulaşılamayacak meselelerde içtihat söz konusu olmasa da böyle teferruata ait meseleler her zaman içtihada açıktır. İçtihada en ehil, en layık kimseler ise peygamberlerdir. Onlar yaptıkları içtihatlarda en güzeli yakalamaya çalışmış ve kararlarında hep isabet etmişlerdir. Eğer isabet edememişlerse Allah onların kararlarını tashih buyurmuştur. Zaten onlar her adım ve kararlarında Cenab-ı Hakk’ın hükmünü, tadilini, tashihini gözetmişlerdir. Nitekim Efendimiz de (sallallâhu aleyhi ve sellem) zaman zaman kendi reyiyle içtihatlarda bulunmuştur. Bazen Cenab-ı Hak, O’nun içtihadını takdir etmekle beraber tadil de etmiş ve ona daha iyi bir çözüm yolu göstermiştir. İçtihatta en önemli esas ise ehliyet ve liyakattir. Yani içtihat edecek kişi, o işe layık olmalıdır. Ehliyet ve liyakatin önemli bir yönü içtihatta bulunulacak sahanın iyi bilinmesidir. Hazreti Yusuf, eğer vahye dayanmadan kendi reyiyle içtihatta bulunarak vazifeye talip olmuşsa, Peygamber olmanın yanında, onun bu işten anladığı, bu sahayı bildiği neticesi çıkarabilir. Nitekim o, tarım ve ziraata dair belli bir müktesebata sahipti. Çünkü ataları Hazreti İbrahim ve Hazreti İshak hayvancılıkla uğraşmıştı. Hazreti Yakup da hayvancılık ve

196