İçeriğe geç

ziraatla uğraşıyordu. Hazreti Yusuf’un mutlaka babasından edindiği bazı tecrübeler vardır. Bundan dolayı da kendinden emin bir şekilde vazife talebinde bulunmuştur. Şayet insan bir konuda kabiliyet ve tecrübelerine güveniyor ve etrafında kendisinden daha bilgili ve tecrübeli birini göremiyorsa, o konuda sorumluluk sahibi olmayı talep edebilir. Bunda bir mahzur yoktur. Nitekim Hazreti Ömer Efendimizin de hilafet işine daha layık birini görse onu getirip kendisinin vazifeden çekileceğine dair düşünceleri olmuştur.123 Bu –hâşâ– bir kibir, gurur ve insanları küçümseme değildir. İster basiret ve firaset isterse de tecrübe yoluyla olsun insan kendinde bir yetkinlik görüp vazifeye talip olabilir. Eğer bir işi üstlenebilecek hiç kimse yokken kendisinde yetkinlik gören kimse o işi üstlenmezse Allah katında mesul olur. Çünkü bu durumda toplumun maslahatı ile ilgili bir iş ortada kalmış olacaktır. Ancak başka ehil insanların da bulunduğu yerlerde vazifeye talip olunmamalıdır. Talip olmak bir yana, vazifeyi onların daha iyi götürebileceklerine inanmalı ve kendisi birkaç adım geride durmalıdır. Biz bu yaklaşımı, Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) tembih ve uygulamalarından öğreniyoruz. O (sallallâhu aleyhi ve sellem), bir hadislerinde “Allah’a yemin ederim ki biz hırsla görev isteyen kimseye görev vermeyiz.”124 buyurur. Ebu Bekir Efendimiz de bir sözünde “İdarecilik işi ‘Bu benimdir.’ diyenin değil, ‘Bu benim işim değildir.’ diyenindir.” der. Yani idarecilik, onu isteyene değil, ondan kaçana verilir. Neden? Çünkü vazifeler birer mesuliyet sebebidir. Onda hak ihlali çok olur. Adaleti sağlamak zordur. İşin hakkını vermek ciddi gayret ister. İslam tarihinde Efendimiz’in de (sallallâhu aleyhi ve sellem) işaret buyurduğu üzere idareciliği hakkıyla eda eden

197