ilk dört halifedir. Allah Resulü, onların yoluna tâbi olunmasını, hatta onlara sımsıkı sarılmak gerektiğini beyan etmiştir.125 Daha sonra gelen dönemlerde onların kalitesine yakın üç beş insan ancak gösterebilirsiniz. Dolayısıyla idarecilik, insanın iradî olarak talep edeceği bir şey değildir. Hele bir kısım siyasilerin yaptığı gibi, elde etmek için uğrunda mukaddesât da dâhil olmak üzere her şeyin feda edildiği bir şey hiç değildir. Nitekim Hazreti Ebu Zer’e hitaben Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) söylemiş olduğu şu söz ne kadar manidardır: “Ben kendim için istediğimi senin için de isterim. Sakın iki kişi üzerine de olsa kimseye amir olma.”126 İdarecilik Hazreti Ali mülahazasıyla, teklifi esnasında yağız ata binip kendisinden kaçılacak bir şeydir. Bizim benimsediğimiz en mühim esaslardan biri, liyakatli insanların olduğu yerde idari makamlara karşı müstağni davranmaktır. Diğer bir tabirle Hasanî olmaktır. Bilindiği üzere Hazreti Hasan (radıyallahu anh) altı ay kadar hilafette kaldıktan sonra, kargaşaya meydan vermemek, toplumun bölünmesine mâni olmak ve sulhu sağlamak için idareyi bırakmıştır. Fakat az önce de belirtildiği gibi, liyakatli kimsenin olmadığı bir yerde “Ben varım!” deyip vazifeyi üstlenmek icap edebilir. Böyle bir durumda da üstlenilen vazifeyi hakkıyla eda etme gayreti içinde olunmalıdır. Allah elbette böyle birinin yardımcısı olur ve onu kendi hâline bırakmaz. İşte Hazreti Yusuf’un vazife talebini bu açıdan değerlendirmek gerekir. Onun talebinde benlik hesabına bir şey yoktur, makam arzusu yoktur, dünya sevgisi asla söz konusu değildir. Tamamen benlik hesabına, kendi egosunu, makam tutkusunu tatmin etmek için vazife başına geçen kimsenin, Allah yardımcısı olmayacağı gibi, halk da böyle bir idareciyi gerçek mânâda sevmez. Allah