İçeriğe geç

münezzehsin. (Şu an içinde bulunduğum durumda bana tabiatın ve sebeplerin herhangi bir tesiri ve yardımı olamaz. Bu denizin dalgalarına kimse hükmedemez. Balığa kimse sözünü geçiremez. Şu karanlıktan kimse beni kurtaramaz. Bütün bu esbaba hükmedecek yalnız Sensin.) Ben nefsime ve kendi kendime zulmettim.”73 der.74

Burada Hazreti Yakub’un yaşadığı o zor imtihanın başka bir yönüne de temas etmekte fayda vardır. Hazreti Yakub’un peygamberlik mirasını emanet edeceği oğlunu kaybetmesinin zahiri sebepleri, onun Yusuf’a olan özel ilgisi ve diğer çocuklarında oluşan haset ve kıskançlık durumudur. Fakat işin iç yüzüne baktığımızda diğer bir sebep Hazreti Yakub’un Yusuf’un annesi olacak kadına talip olması, onun için tekrar dayısının yanına gitmesi, yıllar sonra onu eş olarak alması olabilir. Burada hemen ifade etmek gerekir ki, Hazreti Yakub’un, Yusuf’un annesine olan alâkası sırf cismani bir alâka değildir. Çünkü ondaki cevheri, yani Hazreti Yusuf’u ve onun eda edeceği vazifeyi görmüş, bu yüzden ona talip olmuştur. Bu talep, Allah’ın kalpte yarattığı kutsî bir alâka veya bir hiss-i kable’l-vukû neticesinde gerçekleşmiş olabilir. Bu, olacakları önceden görmenin ifadesidir. Nitekim Allah, kullarından dilediğine, olacak hâdiseleri önceden gösterir. Fakat kutsi bir sebeple de olsa, peşine düşüp elde ettiği nimetin ardından, o nimetin neticesiyle imtihan olmuştur. Bu mesele oldukça naziktir. Meseleyi peygamber ufku açısından değerlendirmek ve o seçilmiş, kutsî zatlara hata izafesinden kaçınmak gerekir. Allah, herkesin derecesine göre imtihan verir. Peygamberlerin nasibine de kendi ufuklarıyla izah edilebilecek imtihanlar düşmüştür.

103