İçeriğe geç

cuk yaştan itibaren ağır imtihanlara maruz kalmanın elbette Allah’ın hikmetine bakan önemli yönleri vardır. Efendimiz’de de (sallallâhu aleyhi ve sellem) görüldüğü üzere, Allah, bazı büyük zatların küçük yaşlardan itibaren etraflarındaki dayanakları almak suretiyle onları yalnızlaştırmış ve –bir yönüyle– cebrî olarak Kendine celbetmiş, Kendine yönlendirmiştir. Bilindiği gibi Efendimiz daha doğmadan babası, altı yaşındayken annesi, sekiz yaşındayken de dedesi vefat etmiştir. Bununla Cenab-ı Allah, O’nu erken yaşlarından itibaren Kendi teveccühüne mazhar kılmak istemiştir. Efendimizin böyle bir cebrî yönlendirmeye ihtiyacı var mıydı, bunu biz bilemeyiz. Fakat bir beşer olarak, özellikle de erken yaşlarında O da dayanmak için annesine babasına ihtiyaç duymuş olabilir. Nitekim rivayetlerde annesinin mezarına gidip uzun uzun ağladığından bahsedilir.72

Hazreti Yusuf’ta da benzer bir durum vardır. O, küçük yaşından itibaren ailesinden ayrılmak, köle olarak satılmak, iftiraya uğramak ve hapse düşmek suretiyle yalnızlaşmıştır. Bu uzun dönemde o, cebrî olarak Allah’a ve Allah’ın muradına yönlendirilmiştir. Yalnızlığın yanında Hazreti Yusuf’ta (aleyhisselâm) bir de gurbet durumu söz konusudur. Gurbette insan çaresizliği iliklerine kadar yaşar. Çünkü o zamana kadar mevcut olan pek çok şey bütün bütün elden kayıp gider. İşte böyle durumlarda insan, Allah’a daha bir içten yönelir, daha bir yürekten dua eder. Üstad Bediüzzaman’ın enfes anlatımıyla, sebepler tamamen sukut edince nur-u tevhid içinde sırr-ı ehadiyet zuhur eder. Bu şartlardaki bir garip, Hazreti

Yunus gibi Allah’a tam teveccüh eder veَ اَاَلَ إِلٰهَ اِاَّلَّ أَنْتَ سُ بْحَانَك

إِنِّي كُنْتُ مِنَ الظَّالِمِينَYa Rabbi, Sen’den başka ilâh, hâkim vekoruyucu yoktur. Seni tesbih ederim, Sen noksan sıfatlardan

102