hizmet götürülürse götürülsün temel hedef, o işi o toplumun sahiplenmesi ve götürmesi olmalıdır. Böylece yapılan işlerde dünyevî olarak telakki edilebilecek herhangi bir hırs ve iddia olmadığı ortaya konulmuş ve yanlış anlama ve algıların önüne de geçilmiş olur. Bu hareket tarzı, tepkiye sebebiyet vermemenin önemli bir vesilesidir. Ayrıca gidilen yerlerdeki insanların, genel anlayış ve düşünce tarzları, hissiyatları hesaba katılmalı, onlarla ortak evrensel müştereklerde birlikte hareket edilmelidir. Ama bunlar yapılırken asla bir üstünlük, bir farklılık emaresine izin verilmemelidir. Hazreti Yusuf’un (aleyhisselâm) kıssasını okurken onun davranışlarında, bahsi geçen bütün bu hususları net bir şekilde müşahede etmiş olduk. Evet, bugün gönüllüler hareketine mensup insanlar, Afrika’nın derinliklerinden Uzak Doğu’nun en uç sınırındaki ülkelere, Güney Amerika’dan Kanada’ya kadar dilleri, dinleri, kültürleri farklı değişik toplumlarla beraber yaşamak durumundalar. O hâlde bu tablo karşısında dikkat edilmesi gereken husus, meselelerimizi sunuşta üslup hatasına düşmemektir. Muhatap olunan toplum iyi okunmalı; tek tip yaklaşımdan kaçınmalı, farklı coğrafya ve kültür ortamlarında bulunan insanların hissiyatları hesaba katılmalı ve ona göre hareket edilmelidir. Muhatap olunan bu insanlar neye “evet”, neye “hayır” derler; nelere karşı sinelerini açar, nelerden rahatsız olurlar.. işte bütün bunları hesaba katarak meseleleri sunma, basiretle hareket etmenin ifadesidir. Bugün insanımız –binlerce hamd ü senalar olsun ki– çok farklı coğrafyalarda gönüllere inşirah salacak ölçüde hüsnükabul gördü. Fakat bu güzel tablo karşısında rahatsızlık duyup kötülük yapabilecek bir kısım huysuz ruhların ortaya çıkması her zaman mümkündür. Ortaya çıkabilecek bir muhalif rüzgâr karşısında bu güzel faaliyetleri nasıl koruyabiliriz?