ve kültür seviyelerine uygun olarak irşat ve tebliğde bulunma çok önemlidir. Evet, bir insana irşat adına bir şey okumadan evvel o insanı okuma ve ona göre bir yol haritası belirleme, peygamberler yolunda ve o yolun her dönemki yolcularının mesleklerinde çok ehemmiyetlidir.
Âyetin devamında, “Ben ve bana tâbi olanlar...” deniliyor. Bu ifadenin bir mânâsı şudur: “Ben nasıl basiret üzere davet ediyorsam, bana tâbi olanlar da basiret üzere davet ederler.” Bu tevcihten hareketle denilebilir ki kıyamete kadar gelecek ne kadar dava-yı nübüvvet vârisi, hak ve hakikate tercüman olacak insan varsa bunların hepsinin, davetlerini basiret üzere yapmaları gerekir. Günümüzde çeşitli baskılar neticesinde dünyanın dört bir yanına açılan insanlar, hakikaten çok farklı kültür ortamlarında yetişen insanlarla karşılaşıyorlar. Hatta geçmişte uzun dönem aynı kaderin, aynı hakikatin paylaşıldığı toplumlarla yeniden münasebete geçildiğinde bile bazı farklılıkların olduğu görülmektedir. Bir topluma başka bir toplumdan bir düşünce ve anlayış girdiğinde ister istemez belli ölçüde bir tepki olacaktır. Ancak fasl-ı müşterekler (ortak noktalar) ortaya konup, ortak akla hitap edilerek mutabakat sağlandığı ölçüde bu tepki asgari seviyeye indirilebilir. Bu, yakın coğrafyalardan uzak coğrafyalara farklı şekillerde ve seviyelerde devam ettirilebilir. Size çok yakın, yakınlardan daha yakın toplumlarda mesele bu türlü ihtimallere açıksa, kanaatimce, uzak coğrafya ve kültürlerde çok daha farklı tepkilerle karşılaşmanız kuvvetle muhtemeldir. Bu açıdan evrensel insanî değerler sâikiyle hareket edip, gidilen farklı toplumlarda müşterek nokta ve sahalarda mutabakat arayışı içinde olmak gerekir. Mesela açılan okul, üniversite, kültür lokali gibi müesseselerin sevk ve idaresini zamanla oradan selahiyetli insanların uhdesine bırakmak iyi olur. Zaten hangi topluma