Ayrıca bedevilikte genel olarak sertlik, kabalık ve anlayışsızlık gibi menfi özellikler ziyadesiyle belirgindir. Çölde yetişmiş bir bedevî, şehir ortamında belli medeni kurallara göre yaşayan medenilerin hâlinden anlamayabilir. Onu doğru okuyamayabilir. Dolayısıyla ona nasıl muamele edeceğini bilemez. Farklı konularda gerekli eğitim ve öğretimlere sahip olmadığı için de nesillerin akıllarına, gönüllerine hitap edemez. Hâlbuki sevk ve idare işi, muhatabı anlamayı, empati yapabilmeyi, doğru görüp doğru okumayı ve bütüncül bakmayı gerektirir. Bedeviyet seviyesindeki biri bunu yapamayacağından, medenileri idare edemeyecektir.Sevk ve idarede olduğu gibi tebliğ ve irşatta da asıl mesele, muhatapları doğru okumak, onların hissiyatlarını anlamak, değer verdikleri şeyleri göz önünde bulundurmak ve onlarla empati kurabilmektir. Akabinde fevkalade bir yumuşaklık ve saygı içinde işi devam ettirmek gerekir. Baskı, sindirme, yıldırma, korkutma, tepelerine binme ile insanlara tebliğ ve irşat yapılamaz, yapılmamalı da! Zaten hiç kimse bir şeye baskı altında inanmaz, inanmak da istemez. Belki inanmış gibi görünür. Baskıyla, korkutmayla, değişik azarlama ve ithamlarla insanlara tebliğ yaptıklarını zannedenler, yarın muhataplarının kendilerine nasıl düşman kesildiklerini görecek ve acı acı inleyeceklerdir. Evet insan hür yaratılmıştır. O, inanıp inanmamakta da hürdür. Ona yapılacak muamele cenneti kazandıracak bile olsa bu onun hürriyetini elinden alarak yapılamaz.Peygamberlerin medeniyet merkezi olan şehirlerde ve büyük kentlerde neşet etmeleri, onların kent kültürünü alıp toplumun çoğunluğunu oluşturan kısmını tanımaları ve buna göre tavır ve davranışlarını ayarlayıp mesajlarını sunmaları açısından çok önemlidir. Zira toplumu bütüncül bir nazarla ele alıp okumak, onu aydınlatma yolunda yapılacak stratejiler için şarttır. Bu açıdan Hazreti Yusuf’un konumu önem