önemlidir. Fakat o, fıtratına uygun hareket eder ve yaratılışına uygun işlerde çalışırsa gerçek değerini bulur. Bu, erkek için de böyledir. Erkek ile kadını birbiriyle yarıştırmak ya da birini diğerinin yerine koymak, onları değersizleştirmek, dahası onların fıtratını bozmaya çalışmak demektir. Hasılı; yaratılan her şey ve herkes kendi konumuna uygun hareket ederse yaratılış maksadına uygun bir hayat sürmüş olur.Âyetteki ehl-i kurâ’dan maksat şehir gibi yerleşim yerlerinde yaşayan halktır. Peygamberler, peygamberliklerini hep bu şehirler gibi merkezî yerlerde ilan etmiş ve oralarda vazifelerini yapmışlardır. Bundan hareketle çöl hayatı yaşayan bedevilerden peygamber gelmediği rahatlıkla söylenebilir. Efendimiz çölün herhangi bir yerinde değil, din ve ticaretin merkezi olan Mekke’de gelmiştir. Sonra beraberindeki yetişmiş insanlarla Medine’ye intikal etmiş ve orasını da medenileştirmiştir. Sonra o Medine, bütün medeniyetlerin merkezi ve beşiği hâline gelmiştir.Bedevî hayat bir yönüyle, peygamberlik misyonunu üstlenmeye daha müsait gibi görünebilir. Çünkü bedevî insan ümmidir. Onun zihni durudur. Kendisini yoldan saptıracak fikirlerle karşılaşmamıştır. Böyle biri, kendisine gelen vahyi saf hâliyle insanlara intikal ettirme avantajına sahiptir. Onu geçmişte elde ettiği malumatlarla bozmaz, değişime uğratmaz. Fakat bedevilik, peygamberliğin genel muhtevası ve hedefleri açısından yetersiz kalır. Çünkü nihayet peygamberlik bütün insanlığa gelmiştir. Peygamberler özellikle de medeni insanlara hitap ederler. Diğer insanları da o medeniler vesilesiyle medeniyet seviyesine çıkarmayı hedeflerler. Zaten insanların çoğunluğunu teşkil eden şehir insanları bir meseleye evet dedikleri zaman köylerde, kırsalda, çölde yaşayan insanlar da genel itibariyle onlara tâbi olurlar.