Farklı kapılardan girip ayrı ayrı yerlerde mekân tutmak ve farklı işlerle meşgul olmak, aslında muhatapları rahatsız etmeme, onların haset ve düşmanlık duygularını tahrik etmeme adına tercih edilecek bir metottur. Hatta birlik ve beraberliğin düşmanca bakanları tahrik edeceği ve böylece bünyeye zarar vereceği durumlarda, bu mesele daha ileriye götürülüp zahiren birbirine muhalif ve parçalanmışlık görüntüsü bile verilebilir. Ancak bu son durum, beraberinde bazı riskler de getirir. Bir defa, herkesin aklı bunu kavrayamaz, kalbi kaldıramaz. Taktik olarak başvurulan bir şey gerçek zannedilir. İkinci olarak da araya girecek, bünyeye sızacak, tarafları birbirine vurduracak art niyetli kimseler çok olur. Bunların farkına varılamaz. Bu sebeple, zahirî bölünmüşlük ve muhalefet bir zaman sonra gerçek ayrılığa ve düşmanlığa dönüşebilir. Eğer bu tür riskler olmasaydı denebilirdi ki ortak gaye, beslenme kaynakları ve temel prensipler aynı olmak şartıyla ayrı ayrı durmak, fırka fırka hareket etmek ve birbirine muhalifmiş gibi görünmek daha isabetlidir. Ne var ki toplum böyle bir taktiği hazmedecek seviyede değildir. O yüzden, muhalif bir tavır sergilememek gerektiği gibi muhalifmiş gibi de görünmemeli. Bunun yerine, olabildiğince çok farklı sahalarda ve ayrı ayrı ünitelerde çalışmalı. Fakat her zaman ortak prensiplere göre hareket etmeli ve kardeşlik ruhu hep muhafaza edilmelidir. Prensip ve gaye birliği, kardeşlik ruhu muhafaza edilmezse ayrı ayrı kapılardan girmenin, farklı yerlerde bulunmanın bir mânâsı kalmaz. Zaten bu şekilde hareket edildiğinde esas maksat da hasıl olmaz. Bu açıdan tebliğ ve irşat yolunda koşan insanlar, vazifelerini ayrı ayrı sahalarda fakat farklı metotlarla yapsalar da birbirleri hakkında suizan ve gıybete girmemeli, birbirlerinin aleyhinde olmamalı, hizmetlerini engellememeli ve hele asla birbirlerine düşmanca davranmamalıdırlar. Bediüzzaman’ın