lerdi. Ayrıca Sami ırkına mensup kişiler olarak farklı renkte idiler. Mısır’ın yerlileri ise genellikle esmer renkli, kıvırcık saçlı Kıptilerdi. Dolayısıyla ikinci defa geldiklerinde onları görenler, nazar edip kıskanabilirlerdi. Ayrıca “On, on bir kardeş geliyor, o kadar malı alıp götürüyorlar, bu onlara fazla değil mi, nereye götürüyorlar bunları?” şeklinde dedikodular yayılabilirdi.İkincisi, kısa aralıklarla birkaç defa topluca Mısır’a girmeleri ve Hazreti Yusuf ile yakından görüşmeleri, “Neden onlara farklı muamele ediyor?” gibi dedikodulara sebebiyet verebilirdi. Bu da Hazreti Yusuf’un (aleyhisselâm) makamını sarsar, itibarını zedeler ve kendisine olan umumi güveni tehlikeye sokabilirdi. Üçüncüsü, Hazreti Yakup (aleyhisselâm), Bünyamin’e de Yusuf’a yaptıklarını yapabilecekleri endişesi ile onları birer ikişer dağıtmak, böylece tekrar yanlış bir işte ittifak etmelerine fırsat vermek istememiş olabilir.Dördüncüsü, İsrailoğulları ileride Mısır’a girdiklerinde orayı mânen ihya edecek ve orada bir kısım yenilikler meydana getireceklerdi. Böyle bir hedefe yürümenin en güzel yolu da daha baştan makul hareket etmek, insanları endişeye sevk etmemek ve karşı cephe oluşturmamaktı. Bu sebeple toplu görünmemeleri, güç gösterisi olarak algılanabilecek pozisyonlara düşmemeleri gerekirdi. Sahip oldukları değerlerin kıymetini bilip onları yaşamakla beraber, her zaman insanlığın salah, emniyet ve barışını düşünenlerin zaten başka türlü davranmaları da mümkün değildi. Esasen Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem), Mekke’ye farklı yerlerden girmeyi tercih etmesinde de bu türden bir hikmet olduğu anlaşılmaktadır. O (sallallâhu aleyhi ve sellem) Mekke halkında korku, panik ve endişe oluşturmak istememiş, böylece onların sert bir şekilde karşılık vermelerinin önüne geçmişti.