İçeriğe geç

İşlerin sonunda insan geriye döner ve yaşadığı hâdiselere bakarak “Meğer takip edilen bu güzergâh ne verimliymiş, meğer ne hikmetli işler dönüyormuş, olan bitenlerin hepsi ne kadar mânâlıymış da ben farkına varamamışım!” der. Demek ki bazen insanın maruz kaldığı musibetleri, belaları, felaketleri hatırlayıp, yaşanan bu hâdiseler neticesinde husûle gelen ilahî lütfu ve hikmeti yâd etmek bir tahdis-i nimet oluyor. Aslında bütün kâinatta Allah’ın lütufları birer rahmet tecellisi olarak sırlı bir şekilde cereyan eder durur. Fakat Allah, lütfunu mahlukatın derece ve seviyesine göre verir. İnsana insan ölçüsünde, hayvana hayvan, cansıza da cansız seviyesinde lütufta bulunur. İnsana gelen lütuflar, insan olma ayrıcalığıyla gelir. Öyleyse insan, o rahmet ve lütuftan insanca nasibini almalıdır. Bazı lütuflar açıktan da gelebilir. Fakat lütfun pek çoğu öyle gizli gelir ki insan kendine yapılan ihsanların sebebini, nereden rahmete mazhar bulunduğunu bilemez. Bu tür lütufların yolu belli değildir. Sebepler zincirine bağlı olarak gelmez. Umulmadık yerden insanın önüne çıkıverir. Âyetin sonu ‘Alîm’ ve ‘Hakîm’ isimleriyle bitiyor. Zira bütün sırlı olaylar, ince işler Allah’ın ilmine ve hikmetine göre cereyan ediyor. Ne var ki bütün bunlar hikmetten de uzak değildir. Kuyuya atılma, pazarda satılma, saraya alınma, hapse konulma gibi olaylar bir hikmet çerçevesinde ve ilim planında gerçekleşiyor. Öyleyse, yaşanan süreçte olayların dış yüzünden ziyade iç yüzüne, arka planlarına, perde arkası hikmetlere bakmak gerekiyor. Sonradan ortaya çıkacak hikmetleri bekleyerek, hâli, içinde bulunulan zamanı çok iyi değerlendirmek ve sabretmek icap ediyor. Kim bilir Allah ne ince lütuflarda ne hikmetli icraatlarda bulunuyordur. Öyleyse acele yorumlarda bulunmamalı, hemen şikayete sarılmayıp

314