termiş oluyor. Bu oldukça önemli bir anlayıştır. Belli makamlara gelip devlet kademelerinde vazife alan bazı insanların, köyden gelen anne babalarını küçümsemeleri bugün de yaşanan bir vakıadır. Gıybet olmaması için ismini vermeyeceğim biri, memleketinden kendi yaşadığı şehre kadar gelen annesini evinde ağırlamamış, kaldığı yerde ziyaret etmemiş, kadıncağız inkisar içinde geri dönmüştü. Daha sonra o kişinin hayatında çektiği sıkıntıları ben şahsen annesine yaptığı o vefasızlığa bağladım. İnsan paşa da olsa cumhurbaşkanı da olsa her zaman annesine, babasına karşı mütevazi olmalıdır. Biz ne yapsak da onların hakkını ödeyemeyiz. Yanlarında kalıp hizmet etsek, onları sırtımızda taşısak, yemeklerini yedirsek, üstlerini giydirsek bile onların hakları ödenmez. Meseleye böyle bakmalı. Devletin başındaki ikinci şahıs olarak Hazreti Yusuf’un (aleyhisselâm) babası ve annesi karşısında gösterdiği bu tevazu, herkese ve özellikle de mansıp ve makamı olanlara önemli bir örnektir. Âyette geçen bedv (bâdiye de denir), çöl mânâsına geldiği gibi taşra, kırsal kesim, şehrin dışı anlamında da kullanılır. Burada çöl değil, kırsal kesim, hayvancılığın yapıldığı bölge, şehrin merkezine nispeten kenar mahalleler şeklinde anlamak daha doğrudur. Çünkü Hazreti Yakup ve İsrailoğulları bedevî değillerdi, çölde yaşamıyorlardı. Yusuf (aleyhisselâm), babası ile konuşurken geçmişini özet şeklinde yâd edip, yaşadığı gurbeti, yalnızlığı, daha sonra eriştiği imkânları hep Allah’ın lütfuna bağlıyor ve “Rabbim dilediği kimse için Latif’tir.” diyor. Evet Allah, Latif’tir, icraatlarını ince ince yapar. Yani olayları, aklın hemen anlayıp idrak edemeyeceği, anlayıp idrak etse de bütünüyle kavrayamayacağı çok sırlı, fakat nihayetinde pek çok hikmetin ortaya çıkmasıyla insanı hayrete sevk edecek şekilde cereyan ettirir.