köşk mânâsı vermek burada uygun düşmez. Köşk, insanın içinde barındığı bir yerdir. Arş, taht ya da makam koltuğu olarak da düşünülebilir. Ancak Yusuf (aleyhisselâm) babasını ve annesini beraber oturttuğuna göre onunki biraz geniş bir koltuktu. Romalılarda olduğu gibi, bir iki basamakla çıkılan bir taht da olabilir. Arşın, Cenab-ı Hakk’a nispet edildiğinde daha başka mânâları da vardır. Ancak burada o mânâlara temas etmeye gerek yoktur.Yusuf (aleyhisselâm), babasını ve annesini yüksekçe bir yerde kendi tahtına oturtuyor. Onlar da ona saygılarını ifade etmek için biraz eğiliyorlar. O dönemde, kral adına selamları bu şekilde kabul etme âdeti yaygın olabilir. Bu, hafif bel kırıp boyun bükme şeklinde bir saygı eğilmesiydi. Bu tazim, âyette secde olarak ifade buyuruluyor. Fakat bu bildiğimiz namaz secdesi değildir. Rükû şeklinde bir eğilme de olabilir. Çünkü Yakup (aleyhisselâm) ve hanımı yukarıda, Yusuf (aleyhisselâm) ise aşağıda duruyor. Âyetin akışı ve orada ifade edilen bu pozisyon da zaten namaz secdesi gibi bir harekete müsait değildir. Demek ki bir büyüğe ya da bir makama saygı ifade etmek için eğilme âdeti o günkü Mısır’da da vardı. Bu âdet çeşitli kültür ve toplumlarda bugün bile görülmektedir. İnsanlar büyüklere saygı ve selamlarını bu şekilde ifade ederler. Sema yaparken Mevlevilerin eğilerek selam vermeleri bunun bir örneğidir. Osmanlıların belli bir döneminden sonra bu türlü saygı eğilmeleri ihdas edilmiştir. Bazı hassas hükümdarlar kendilerine yapılan bu tür saygı gösterisine müsaade etmemişlerse de bu artık genel kabul gören bir âdet hâline gelmiştir. Ailece Hazreti Yusuf’un karşısında saygıyla eğilmeleri onun diğer kardeşlere karşı faziletini ortaya koyması açısından da önemlidir. Çünkü artık hepsi orada yaşayacaklardı. Birlik ve bütünlük içerisinde hareket ederek misyonlarını