yerine getirmeleri gerekiyordu. Bunun için aralarında haset, kıskançlık gibi şeyler olmamalıydı. Bunu sağlayacak olan da Hazreti Yusuf’un üstünlük, fazilet ve rehberliğinin bütün aile efradı tarafından kabul edilmesiydi. Huzurunda eğilerek saygı gösterme tavrı, bu kabullenmeyi temsil ediyordu. Buna bir nevi biat etme de denebilir. Bu kabulleniş sayesindedir ki mümin-i âl-i fir’avn (asırlar sonra gelen Hazreti Musa dönemindeki firavunun yakını, o inanmış kahraman), konuşmalarında Hazreti Yusuf’u da yâd edecektir. Demek ki o, Mısır’da tâ Hazreti Musa (aleyhisselâm) zamanına kadar uzanan bir ses ve soluk olmuştu. İkinci bir görüş olarak, söz konusu secdeyi Allah’a yapılmış bir secde olarak da düşünebiliriz. Fakat niyabeten (vekaleten) Hazreti Yusuf’a yapılmıştır. Hazreti Yakup (aleyhisselâm), Hazreti Yusuf’a kavuşma, insanların bedeviyetten çıkıp medeniyete doğru yürümeleri gibi nimetlerin şükrünü eda etmek için, tahta oturmuş olsa bile çocuklarıyla beraber secdeye kapanmış olabilir. Kavuştukları nimetlerin asıl sahibi Allah’tır. Bu yüzden secdeyi O’na yapmışlardır. Ancak bu nimetlerin vesilesi Yusuf (aleyhisselâm) olduğu için bir nevi ona saygı gösterisi olarak huzurunda eğilmişlerdir. O da bu secdeyi Allah adına kabul etmiştir. Melekler de Hazreti Âdem’in önünde, onu mihrap gibi görüp Allah’a secde etmişlerdi. Fakat bu, Kur’ân’da Hazreti Âdem’e secde şeklinde ifade buyurulmuştur.176 Âdem de (aleyhisselâm) bu secdeyi yine niyabeten, yani Allah adına kabul etmiştir. Bu kabul hakkını ona veren ise Allah’tır. Yusuf (aleyhisselâm), makamı ve itibarına hiç bakmaksızın babasını ve annesini alıp tahtına oturtuyor. Onlara karşı çok mütevazi davranıyor. Böylece kendi büyüklüğünü gös-