ki saygı ve hakikat çizgisi bunu gerektirir. Zira onlar, Allah’ı bilen, tanıyan, O’nun emirlerine harfiyen itaat eden, Allah’ın özel koruması altına aldığı şahsiyetlerdir. Onlara nefsin emirlerine meyleden bir insan olarak bakmak, saygısızlığın ötesinde itikadi açıdan da tehlikeli bir durumdur. Bununla beraber, bir peygamber olarak Hazreti Yusuf bile nefsinden şikâyet ediyorsa biz sıradan insanların ne kadar dikkatli olmamız gerektiği açıktır. Kur’ân’ın pek çok yerinde görüldüğü üzere peygamberler, muhasebe ve sorgulama yaparken, kendilerini Cenab-ı Hak karşısında farklı bir yerde konumlandırmışlardır. Zira onlar Allah ile derin bir münasebet içindedirler. O münasebeti normal insanlar olarak tahayyül ve tasavvur etmek mümkün değildir. Allah ile o sıkı münasebetlerinden dolayı, hayallerinin ucuna dahi Allah’ın rıza ve muhabbetinin dışında küçük bir şey ilişse büyük bir cinayet işlemiş gibi derhal Cenab-ı Hakk’a teveccühte bulunurlar. Hâlbuki onlar ismet sıfatına sahiptiler ve hep Allah’ın koruması altında yaşamışlardır. Bu yüzden her gün dualarımızda onların şefaatini ümit ederek dileklerimizi Allah’a arz ederiz. Sadece peygamberler değil, melekler ve insanlar arasında onlar gibi yaşayanlar da hayatlarını böyle bir hassasiyet içinde geçirirler. Bu sebeple, peygamberler başta olmak üzere büyüklerin kendileri hakkındaki muhasebe ve sorgulama ifade eden sözlerini, onların ufukları açısından değerlendirmek gerekir.