Üstad Bediüzzaman Hazretleri, aşk-ı mecazînin aşk-ı hakikiye inkılap etmesi için, âşık olunan şeyin faniliğini görüp baki bir sevgili aramak, dünyanın geçici yönünden yüz çevirip onun Allah’a ve ahirete bakan yönüne dönmek gerektiğini söyler.120 Zeliha da daha önce yaptığı şeylerin çirkinliğini, dünyanın faniliğini, Hazreti Yusuf’un (aleyhisselâm) yöneldiği kapının güzelliğini görüp yüzünü tamamen Bakî olan Allah’a dönerek içinde böyle bir inkılap yaşamış olabilir; olabilir, zira aşk öyle bir manevî iksirdir ki insanı elinden tutar da bir lahzada âlây-ı illiyyîne çıkarır, meleklerle yarışır hâle getirir. İhtimal dairesinde bunlar düşünülse de başka bir açıdan, nefsinin zebunu olmuş böyle bir kadının beş on yıl içerisinde imana gelip nefs-i emmareyi kavrayacak, kendi nefsinden şikayetçi olacak, Rabbini tanıyıp O’nun rahmet ve merhametine sığınacak kadar bir şuura sahip olması ihtimali –Allah’ın ekstra lütufları hariç– sebepler dairesinde zor olabilir. Çünkü o dönemde idare ve toplumda her ne kadar belli oranda iman boyası görülse de saray ve çevresi puta tapanlarla doluydu. Kahinlerin ve tapınağın saray ve halk üzerinde ciddi ağırlığı vardı. Böyle bir atmosferde inanıp imanda derinleşmek çok zordur. Bu açıdan ikinci görüş olan, bu sözleri Hazreti Yusuf’un (aleyhisselâm) söylemiş olması ihtimali daha kuvvetli görünüyor. Nitekim âyetteki ince muhasebe ve derin saygı da Zeliha’dan ziyade Hazreti Yusuf’a (aleyhisselâm) yakışmaktadır. Bu ve benzeri sebeplerden olsa gerek, Bediüzzaman Hazretleri bu görüşü tercih etmiş, “İhlas Risalesi”nde âyeti bu şekilde değerlendirip mânâyı buna göre vermiştir.121 Tabiî bunların hepsi birer tevcih ve tercih meselesidir. İşin doğrusunu en iyi Allah bilir.