İçeriğe geç

Kur’ân, bütün âlemler için bir ders, hatırlatma ve ikazdır. Kur’ân’ın mesajını insanlara ulaştırmak kıymetler üstü bir vazifedir. Böyle büyük bir hizmetten dolayı hususi bir ücret istenilmez. Bu hizmetin ücretini ancak onu bize emanet eden, bir vazife olarak yükleyen Zât verebilir. Kur’ân’ın değişik yerlerinde sık sık görüldüğü gibi burada da peygamberlerin hususi karakterlerinden birine dikkat çekiliyor: Peygamberler yaptıkları hizmetler karşılığında insanlardan dünyalık bir şey istememişlerdir. Peygamber vârisleri de istememelidirler. Bütün tebliğ ve irşat erlerinin, bunu bir sabite olarak hayatlarının merkezine koyup gönülden benimsemeleri gerekir.

Son âyette geçenَ يَمُرُّونkelimesinin masdarı ‘mürûr’dur.Mürûruğrayıp geçmek demektir. Durup bakma, düşünmeve teemmülde bulunmayı değil, sadece bir uğrayıp geçmeyiifade eder. O gün insanların çoğu, Allah ve Resulü’ne inanmadıkları gibi, kendilerini Allah’a inanmaya sevk edecekolan kâinattaki delillere de umursamazlık içinde bakıyorlardı.Varlık üzerinde derinlemesine tefekkür etmiyor, tefekkür edipde onunla hakikate ulaşmayı düşünmüyorlardı. Bakışları sığ,zahirî ve çarpıktı. En mânâlı, en hikmetli, en etkileyici şeyler dahi onlar için bir mânâ ifade etmiyordu. Tarih boyunca bu böyle olageldiği gibi bugün de durum çok farklı değildir. Günümüzde nice insan, Allah’tan gelen kitaba inanmıyor, Allah’ın yarattığı kâinat sergisi bin bir güzelliğiyle gözleriönünde arz-ı endam ederken ona mânâsız mânâsız bakıyorve olan bitene doğru bir anlam veremiyor. Neticede Allah’ave ahirete dair bir fikre de sahip olamıyorlar.

Esasen insanın bu hâli bir boşluktur ve insan, kendindeki bu zaafa karşı ikaz ediliyor. Umursamama, kâle almama, düşünmeme, bakıp geçme şeklinde beliren bu boşluğa yakın körlüğü de denebilir. Bazı insanlar hem peygambere hem de kâinata karşı yakın körlüğü yaşarlar. İçlerinden çıkan pey-

328