“Ben ne geceyim ne de gecenin kulu; Ben hakikat güneşinin boynu tasmalı kapı kuluyum. Bütün sözlerim o güneşten gelen haberden ibarettir.”43 derler. Meseleyi kendilerine ve sebeplere bağlamazlar, hep ötelere açık durur, mânâya müteveccih yaşar ve kalbe doğacak ilhamları intizar ederler. Bu açıdan te’vîl-i ehâdîste kalbin saffet ve duruluğu çok önemlidir. Onun vehbî ilme44 dayanmasının sebebi de budur: Vehbî ilim, saf ve duru kalplere gelir. Vehbî ilme mazhar büyükler hâdiselere bizim ufkumuzu aşkın çok farklı yorumlar yüklerler. Mesela Üstad Bediüzzaman Hazretleri sobasının patlaması,45 yağmurun-karın yağması,46
deprem47 gibi olaylardan hep bir mânâ çıkarır. Bu tür hususlarda biz de tahmin ya da tecrübeye dayalı şeyler söyleyebiliriz. Fakat o nazarı keskin zatların tevilleri gerçeğe çok daha yakındır. Bu, Allah’ın onlara vermiş olduğu vehbî ilmin bir neticesidir. Hazreti Yusuf’un rüya ve olayları yorumlama mazhariyetinde, kesben elde ettiği ilim ve tecrübelerin yeri olsa da, Allah tarafından kendisine bahşedilen vehbî ilmin rolünü de göz ardı etmemek gerekir. Yani o, hâdiselerin arka planlarını ve varacağı noktaları okurken bir taraftan kesbî ilmini, hayat tecrübesini, Mısır’da sarayda elde ettiği birikimi, diğer taraftan da peygamberlik firaseti şeklinde kalbine doğan ilhamları kullanmıştır. Rüya yorumu herkesin yapabileceği ölçüde kolay bir şey
43 İmam Rabbanî, el-Mektûbât, 1/124 (130. Mektup).
44Vehbî ilim; insanın iradesi söz konusu olmadan, doğrudan Allah tarafından insana verilen ilimdir. Bunun zıddı, kesbî ilimdir ve insanın gayretleriyle elde edilir. Kalbe doğan ve dinin genel prensipleriyle çatışmayan ilhamlar, vehbî ilim çerçevesindedir. Bu, vehbî ilim sahiplerinin hiç gayret göstermeden ilim elde ettikleri mânâsına gelmez. Onlar kendilerine düşen gayreti gösterir ve âdeta gelecek olan ilme zemin hazırlarlar. Allah da onlara onların gayretlerinin çok üstünde, ummadıkları tarzda, ekstradan ilim verir. Gayrete terettüp eden kısmın ötesindeki bu ilim, vehbî ilimdir.
Dipnotlar
- Bkz.: Bediüzzaman, Şualar, s. 482 (On Dördüncü Şua).
- Bkz.: Bediüzzaman, Lem’alar, s.138 (On Altıncı Lem’a, Hatime, Üçüncü Sual).
- Bkz.: Bediüzzaman, Sözler, s. 182 (On Dördüncü Söz, On Dördüncü Söz’ün Zeyli).