temel prensiplere aykırı olmayanlarından istifade edilebilirse de Kur’ân ve Sünnet’le çelişen, dinin prensiplerine ters düşen bilgi ve olayların kabul edilmesi mümkün değildir. Âyette zikredilen “secde”nin keyfiyetine gelince, bu bir insan karşısında saygı ile eğilme şeklinde olabilir. İnsan camilerdeki mihrap gibi kabul edilip mihrapta Allah’a secde edildiği gibi insanın önünde Allah’a secde edilmesi şeklinde de anlaşılabilir. Tefsirlerde daha farklı tevcihler de vardır ki bunların hepsi söz konusu olabilir. Fakat bu secdenin, ibadet mânâsına doğrudan Allah’a yapılan secde gibi olmadığı muhakkaktır. Çünkü Allah’a secde edildiği gibi kula secde edilmesi hiçbir zaman caiz olmamıştır, olamaz.Peygamberlerin peygamberlikten önce ve sonra gördükleri rüyaların ayrı bir hususiyeti vardır. Özellikle peygamberlik öncesi gördükleri rüyaların, onları peygamberliğe hazırlama adına ifa ettikleri önemli bir fonksiyonları vardır. Peygamberler, donanımları itibariyle ötelerden, ötelerin de ötesinden gelecek şeylere açık olsalar, bilgide, vukufta ve derinlikte diğer insanların çok önünde bulunsalar bile onların da bir hazırlık dönemine ihtiyaçları vardır. Çünkü, Allame Hamdi Yazır’ın da dikkat çektiği gibi, yerde duran bir insanın birdenbire ötelerin daha ötesiyle irtibata geçip konuşması beşer tabiatının taşıyacağı bir şey değildir.35 Allah Teâlâ işte böylesine önemli bir sürece onları rüyalarla hazırlar. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), vahiy öncesi rüyalarla altı ay boyunca peygamberliğe hazırlanmasına rağmen, ilk âyetler indiğinde büyük bir heyecan ve endişe duymuştu. Demek ki ötelerle irtibat çok farklı bir boyutta gerçekleşiyordu. Bu durumu telaş kelimesiyle anlatmak doğru olmaz. Ona belki “kutsî heyecan” demek daha isabetlidir.
Dipnotlar
- Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kuran Dili, 4/867.