İçeriğe geç

yor, Efendimiz de oralarda anlatılanları kendi yaşadıklarıyla birleştirerek farklı yorumlarda bulunuyordu.3. Kur’ân kıssalarının diğer bir hedefi, hidayetin hakikatine işaret etmektir. Şöyle ki biz, hak ve hakikati ne kadar parlak ve kâmet ü kıymetine uygun anlatırsak anlatalım, hidayeti yaratan Allah’tır. Bütün peygamberler, (alâ nebiyyina ve aleyhimüsselâm) hayatlarının gayesi olarak Allah’ı insanlara tanıtmaya çalışmış, onları saf tevhid inancını kabule ve diğer iman esaslarına inanmaya çağırmış, yaşadıkları örnek hayatla da insanlara rehberlik yapmışlardır. Fakat buna rağmen muhataplarının hepsinin kalbine iman ve hidayeti yerleştirmek onlar için mümkün olmamıştır. Bazı kavimler itibariyle onlardan çokları hatta bazen o topluluğa gönderilen peygamberlerin çocukları ve eşleri, kendilerine inanmamışlar ve küfür üzere ölüp gitmişlerdir. İşte kıssalarda bu hususa dikkat çekilerek Allah Resulü’nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) insanların hidayete ermesi konusundaki derin arzu ve aşkın heyecanları takdir edilmekle beraber zaman zaman da tadil edilmiştir. Zira Efendimiz, insanların imana girmesi hususunda hem çok istekli hem de tasavvurları aşan büyük bir heyecan içindeydi. Kur’ân’ın ifadesiyle O, insanlar inanmayacak diye kendisini yiyip bitirecek bir ruh hâline sahipti.6 İstiyordu ki herkes O’nun Hak’tan getirdiği mesaja inansın, O’nun Miraç’ta müşahede ettiği hakikatleri kalb gözüyle müşahede etsin, ideal insan olma ufkunu yakalasın ve ahiretini teminat altına alsın. İşte bütün bunlar, O’nun heyecan ve helecanını doruk noktaya ulaştırıyordu. Böyle bir durumda Kur’ân, Allah Resulü’nün elinden tutup, “Sen dilediğin kimseyi doğru yola eriştiremezsin! Dilediğini doğruya hidâyet eden ancak Allah’tır.”7 buyurarak O’na rehberlik yapıyordu. Gerçi bir başka âyet hidayeti

24