Kur’ân kıssalarıyla, kıssaların nazil olduğu dönemde cereyan eden olaylar arasında çok kuvvetli bir alâka vardır. Mesela kıssanın indiği zaman diliminde, kıssada anlatılan olayların benzerleri yaşanmaktadır. Efendimiz’in başına gelen hâdiseler, maruz kaldığı musibet ve belalar, kendinden evvel gelmiş peygamberlerin başlarına gelenlerle çok benzerlikler taşımaktadır. Cenab-ı Hak, Efendimiz’e, diğer peygamberlerin maruz kaldığı çileleri anlatırken hem genel olarak yaşanacakları gösteriyor hem yaşananları doğru yorumlamayı öğretiyor hem müminleri önceden psikolojik bir hazırlığa tabi tutuyor hem de sonuçları itibarıyla onları teselli ediyordu. Böylece İnsanlığın İftihar Tablosu’na şu mesaj veriliyordu: “Senden evvelki peygamberler, kendilerine inananlarla beraber türlü eziyet ve sıkıntılara maruz kaldılar. Öyle ki hem onlar hem de arkalarındaki topluluklar, tahammülü çok zor bu olaylar karşısında “Allah’ın yardımı ne zaman?” diyecek duruma geldiler. Yani ey Habib-i Zîşânım! Bunlar sadece Senin başına gelmiyor. Bu tür sıkıntıların, bu kutsî yola giren herkesin başına gelmesi mukadderdir. Bu böyle bilinmeli ve başa gelenlere katlanılmalıdır.” Bu mesajı alan Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) ve ashab-ı güzin hikmet ve ibret dolu kıssaların atmosferinde, öncelikle büyük bir teselli buluyor, imanlarını takviye ediyor ve inandıkları yolda tereddüt etmeden, taviz vermeden sabır ve metanetle yürüyorlardı. Diğer yandan Allah Resulü, Kur’ân’da anlatılanların benzerlerini kendi hayatında bizzat yaşadığı için o kıssalardaki detayları çok iyi okuyor, her kıssanın içerdiği dersleri gereğince değerlendiriyor ve kendisini takip edenlere müstakim bir yol çiziyordu. Kur’ân’ın farklı yerlerinde ayrı ayrı bakış açılarıyla ve farklı bir akış içerisinde anlatılan her bir kıssada, kıssanın ana karakterinin hayatından çeşitli sahneler sergileni-