lası Yusuf’u alıp evine götürür. İzin aldığı süre bitince de geri getirir. Aradan çok geçmeden de babası Hazreti İshak’tan kalan kuşağın çalındığı iddiasıyla Hazreti Yakub’un yanına gelir. Kuşağı Hazreti Yusuf’un aldığını iddia eder. Aramada kuşağı Yusuf’un beline sarılmış vaziyette bulurlar. Hazreti Yusuf’un kardeşlerinin de söylediği gibi, o zamanki kanunlara göre çalıntı mal kimin üzerinde çıkmışsa o, hak iddiasında bulunan kişinin hizmetçisi oluyordu. Bu olay neticesinde Hazreti Yusuf, bir müddet halasının evinde kalır. Fakat bu, tamamen halasının planladığı bir şeydir. Kardeşlerin “Zaten daha önce kardeşi de çalmıştı.” ifadeleri, muhtemelen yıllar önceki bu olaya bir göndermedir. Bu söz, onların içindeki haset duygusunun hâlâ canlı olduğunu gösteriyor. Aradan geçen uzun zamana rağmen içlerindeki o güçlü duygu azalmamıştır. Bugün de çağrışımlara dayalı yapılan bir kısım suçlamalara rastlıyoruz. Hiç alâkası olmayan iki şey arasında, sırf zahiri benzerlikten, bir kısım çağrışımlardan dolayı irtibat ve iltisak kuruyor ve olmadık zulümler işliyorlar. Aynı memleketten olma, aynı soy ismi taşıma, aynı aileye mensup olma gibi hukukta ve ahlakta asla yeri olmayan irtibatlar kuruyorlar. Masum insanları suçluyor, o da yetmezmiş gibi, suçun şahsiliği prensibine aldırmaksızın sağda solda suçlu arıyorlar. Aslında özelde bu sûre, genelde de bütünüyle Kur’ân-ı Hakîm, günümüzdeki hâdiseler nazara alınarak okunsa, insanlık tarihinde değişen çok bir şeyin olmadığı rahatlıkla görülecektir. Evet Hazreti Yusuf, Bünyamin ve kardeşleri arasında geçenler aynıyla olmasa bile misliyle bugün de yaşanmaya devam etmektedir. Yusuf (aleyhisselâm) onların bu haset dolu suçlamalarına karşılık içinden “Asıl kötü durumda olan sizlersiniz!” diye geçiriyor fakat bu düşüncesini dışa vurmuyor. Çünkü açıktan söylemesi, hatta mimikleriyle de olsa bu duygusunu belli