kafir ve münafıklardan bahsedilen yerlerde bile kendine bir ders, bir tembih aramalıdır. Bu da ancak Kur’ân’ın her bir âyetini doğrudan kendine inmiş gibi ve ona gönlünü açık tutarak okumakla mümkündür. Bugüne kadar derin ve dikkatli bir nazarla Kur’ân’a bakan, bir dalgıç gibi onun derinliklerine dalan nice müfessirler gelip geçmiş ve nice kıymetli eserler ve görüşler ortaya koymuşlardır. Bu zatların son örneklerinden biri olan Bediüzzaman Hazretlerinin Kur’ân’dan nasıl istifade ettiği, ondan neler çıkardığı, ne düsturlar elde ettiği meydandadır. Fakat bütün bu kıymetli eserlerle ve devasa çalışmalarla Kur’ân hazinesi yine de tamamen ortaya konmuş değildir. Geçmiş asırda o günün ilham ve verileriyle ondan elde edilenler edildi. Fakat bulunduğumuz asırda ona yeniden yönelenler olacak ve daha ne tefsirler yazılacaktır. Kendine inmiş gibi okumaya muvaffak olabilenler kim bilir ondan daha ne cevherler çıkacaklardır. Her çağın kendine ait bir dili ve anlayışı vardır. Kur’ân-ı Azîmüşşan ise bütün çağlara konuşan bir kitaptır. Üstadın yaklaşımıyla Kur’ân’ın her bir asra bakan yüzü vardır.152 Geçmişteki her bir asrın insanı kendi dili ve anlayışıyla onu anlamaya çalışmıştır. Günümüzün insanı da ona kendi diliyle yaklaşacak ve onu kendi zamanına göre anlamaya çalışacaktır. “Selef, anlaşılacak şeyleri anlamış, bize bir şey bırakmamış.” diye düşünmek ancak ufuksuzluk, uyuşukluk, düşünce tembelliği, gayretsizlik, gelişmeye ve yenilenmeye kapalı olmanın ifadesi olabilir. Onlardan Allah razı olsun, onlar Kur’ân’dan anlaşılacak mânâları o günün şartlarına göre anlamış, bugünü aydınlatan yorumlar dahi yapmışlardır. Ancak bugün “Bu yüce kitaptan daha neler anlayabiliriz?” diye düşünmek elzemdir. Evet, bugün zamanın ihtiyaçlarına göre Kur’ân’ı yeniden anlayacak himmet ve gayret ehline ne kadar da çok ihtiyaç