İçeriğe geç

ların geleceğe ümitle bakmalarını sağlamalıdırlar. Çünkü insanın maddî manevî duyguları ümitle dirilir. İnsanlar ümitle ayağa kalkıp harekete geçer, ümitle canlanır, ümitle hak ve hakikati anlatmaya çalışırlar. Etraflarına duygu ve düşüncelerini ümitle yayarlar. Bununla insanların ışığa uyanmasına, hakkı bulmasına vesile olurlar. Nitekim Allah Resulü, ümit verici bir beyanında, bir insanın hak ve hakikate uyanmasına, doğruyu bulmasına vesile olmanın dünyadaki her şeyden daha değerli olduğunu söyler.151

Ümit, içten yapılan bir dua; ümit edilen şey de kalpteki bir niyet gibidir. Allah bu dua ve niyeti alıp kabul eder ve onu bereketlendirir. O yüzden duada olduğu gibi ümidi de umumileştirmek gerekir. Ümitler artıp yayıldıkça dua gibi kabule karîn hâle gelir. Hele bir de bunlar yazıyla, sesle, görüntüyle kayda geçerse daimi bir dua olur. Öyleyse hep ümitle oturup kalkmalı ve bir an olsun Allah’ın rahmetinden, affından, yardımından ümit kesmemeli. Allah’tan ümit kesenler, Allah’a inanmayanlardır. Bu söz, şu mânâya gelir: Ümitsizlik bir kâfir sıfatıdır. Mümin, ümitsiz olmaz. Çünkü o, kudreti ve rahmeti sonsuz Yüce Allah’a inanır, dayanır ve tevekkül eder. Âyette iki defa kullanılan ‘ravhullah’ ifadesi bize işte bu mânâları çağrıştırır. Görüldüğü gibi kıssa, alınacak ibretlerle, derslerle dolu. Sadece insanın dinleyip rahatlayacağı mutlu sonla biten bir hayat hikâyesinden ibaret değil. Onda hayatın her alanına hitap eden bir zenginlik var. Aslında Kur’ân’ın her âyet ve sûresi böyledir. Öyleyse bir mümin, Kur’ân’ın her âyetini kendisine inmiş gibi okumalı, bunlardan ibret ve ders almaya, istifade etmeye ve bunlarla istikamet kazanmaya çalışmalıdır. Her âyetin içinde kendini görmeye, onu bütün derinlikleriyle kavramaya gayret etmelidir. Hatta müşrik,

276