kabul ettikleri meselelerin yanında o konuyu da duymuş ve biraz da olsa kabullenmiş olurlar. Daha sonraki konuşmalarda zihnen biraz daha hazır olarak dinler ve zamanla tam bir kabule ulaşabilirler. Ayrı bir husus da şudur: Bütün peygamberlerde olduğu gibi Hazreti Yusuf’ta da insanların kendisine gelmelerini bekleme yerine onlara gitme hususiyeti vardır. O bir taraftan aranan bir insan olmanın yanında diğer taraftan da kendisine muhatap arayan biridir. Bunu onun uyguladığı stratejilerden anlayabiliriz. Memleket için bir ümit olduğu, herkesin onun stratejilerine bel bağladığı bir dönemde o, her fırsatı insanlara ulaşma, onlara Allah’ı anlatma yolunda değerlendirdi. Yetkisini, kredisini, tutarlı ve başarılı politikalarını hep o istikamette kullandı. Esasen bu, Allah’ı ve O’nun dinini anlatma yolunda olan herkesin benimsemesi gereken bir usuldür. İnsanlara ulaşma yolları arama, onlarla bir araya gelme planları yapma, gelmelerini beklemeden onların ayaklarına gitme ve bir şekilde düşüncesini ifade etme, tebliğ ve i’lâ-yı kelimetullah yolunda olan herkesin derdi olmalıdır. Zira insanlığın peygamber soluklarını duymaya ihtiyacı vardır. Bunu da ancak peygamber yolunun yolcuları yapacaktır. Bunun yolu yöntemi ise insanları ayağına çağırmak değil, bizzat onların ayağına gitmektir. Eğer insan bunu iradî olarak yapmazsa Cenab-ı Hak bazen ona cebrî olarak yaptırır. Yani nebevî yolun yolcuları göçler tertip edip dünyaya hak ve hakikati duyurmak için yayılmazlarsa Allah bir zalimi başlarına musallat eder ve onları dünyanın dört bir tarafına saçar. Böylece insanlık yeni bir ses ve solukla tanışır. Bunun elbette kendine göre zorlukları olacaktır. Fakat şikâyet etmemek gerekir. Şikâyet etmek şöyle dursun, bunu Allah’tan bir nimet olarak bilip razı olmak icap eder. Hazreti Yusuf, peygamber olan atalarından bahsederken Hazreti İshak’ı zikreder fakat Hazreti İsmail’den bahsetmez.