İçeriğe geç

vakti gelmeden cevaplarını alacaklar. O ise orada hemen marifet döktürmüyor, kendini anlatmıyor, dikkatleri kendi üzerine çekmiyor. Kendisine olan teveccühü, esas teveccüh edilmesi gereken Zât’a çeviriyor, zihinleri O’na yönlendiriyor. Onlardaki dinleme arzusunu tam yerinde değerlendirerek onlara tevhid dersi veriyor. Diğer bir tabirle, onlar orada bakır almak üzere beklerken Hazreti Yusuf onlara altın değerinde şeyler sunuyor. İşte bu metodu kendi meselelerimizde çok iyi değerlendirmemiz gerekir. Mesela çok büyük bir araştırma merkezi açma meselesi görüşülüyor. Elbette öncelikle bütün planlar yapılmalı. Yerin genişliği, binaların şekli, odalar, laboratuvarlar, kütüphaneler, misafir odaları, trafiğe uygunluğu, havaalanına uzaklığı, seçeceğiniz araştırmacıların vasıfları, onlara sağlanacak her türlü imkân gibi bütün konular konuşulmalı. Fakat bunlardan önce orada Allah denilmeli, peygamber, kitap, dava denilmeli, yüreklerde bir sancı meydana getirilmeli. Sonra da “Bizim bir meselemiz vardı.” deyip sözü araştırma merkezine getirmeli. Evet, inanan insan en önemli işlerinde dahi böyle bir Canan peşinde olursa işleri gayet huzurlu ve bereketli olur. Aksine o Canan’dan kopuk iş yapmaya kalkarsa sadece dünya için çırpınmış olur. Belki biraz başarı elde eder ama o işin bereketini göremez.Bununla beraber bu nebevî yolda olanlar için en hayatî konuları anlatırken bile unutulmaması gereken bir husus daha vardır: Kendi meselemizi başta zikredip öne çıkardığımızda bazen bu, birileri tarafından sevimsiz karşılanabilir. Eğer bir antipati oluşma durumu varsa, çok önemli konu bile olsa, o konuyu ikinci sırada bir konu gibi sunmak, karşı tarafta bir hüsn-ü kabule vesile olur. Zahiren o mesele ikinci, üçüncü plandaymış gibi olsa da netice itibariyle muhataplarda kulak aşinalığı sağlanmış olur. Yani o muhataplar öncelikli olarak

164