naha en ufak bir meyil göstermedi. Çünkü o bir peygamberdi, bir misyon insanıydı. Vazifesini eda etmenin derdindeydi. Fakat bir insanda ne gibi zaafların olduğunu da bilmekteydi. Bir beşer olarak, içindeki o güçlü duygunun tesirinde kalarak misyonuna ters bir davranış sergilemekten endişe ediyordu. Böylece bizim gibi sıradan insanların nelere meyledebileceğine ve nelerden Allah’a sığınması gerektiğine dair bir örnek ortaya koyuyordu. Hazreti Yusuf sarayda büyümüştü. Orada kanının kaynadığı bir dönemde, delikanlılık ve gençlik çağında kadının oyunlarıyla karşı karşıya kalmıştı. O yaşta, nefsin en çok isteyeceği haramlara karşı direnmek bir babayiğitliktir. Yusuf (aleyhisselâm) işte o babayiğitliği göstermiş ve hep bir iffet abidesi olarak kalmıştı. Şimdi ise muhtemelen kadınların kendisine sarkıntılık yapmalarından korkuyordu. Belki bir tanesi değil, daha başkaları da onun peşine düşebilirdi. Birinden kurtulsa diğeri, ondan kurtulsa bir başkası önüne çıkabilirdi. Zaten âyette kadınları ifade eden kelime ve zamirlerin çoğul olarak gelmesinden de bu anlaşılıyor. Hatta kadınlardan bahsedilen yerde, cem-i gâib kalıbında hem kadınlar
hem de erkekler için kullanılanَ“يَدْ عُونdavet ediyorlar”ifadesinin gelmesi, o günün kadınları gibi erkeklerinin de bu türgünahlara açık olduklarına dair bir işaret olabilir. DolayısıylaYusuf (aleyhisselâm), “Kadınlar benimle alâkalı değişik arzulara kapılır, erkekler de bunu gayet normal görürler. Böyleceaileler yıkılıp perişan olur. Bütün bu muhtemel akıbetlerdenkurtulmanın yolu, benim hapiste kalmamdır.” demek istiyordu. Hazreti Yusuf hapsi daha emniyetli gördü, idareciler debu durumu maslahata uygun buldular ve sonunda onu hapse attılar. Bu durumda onu yaka-paça içeri almalarına gerekyoktu. Zira o, zindana aziz bir misafir gibi girecek, girdiği gibide oradan aziz olarak çıkacaktı.