Bediüzzaman Hazretlerinin yaklaşımıyla Hazreti Yusuf’un ölüm talebi Hazreti Mahbub’a, Sevgililer Sevgilisine bir iştiyaktan kaynaklanıyordu.177 Bu iştiyaktı ki bütün dünyevî mazhariyetlerin zirvesine çıktığı zamanda bile ona ahireti arzulatıyordu. Dünya onun başını döndürmüyor, bakışını bulandırmıyordu. Peygamberane bir tavırla Allah aşkını, ahiret iştiyakını ortaya koyuyordu. Vazifesini eda etmiş olmanın inşirahı içindeydi. Artık dünyada kalmanın gereği yoktu. Sevgiliye doğru yaptığı yolculuk bundan böyle ötede devam edecekti. Belki de o, dünyada misyonunu tamamladığını düşünüyordu ki rahatlıkla ve Allah’a kavuşma iştiyakıyla ölümü isteyebiliyordu. Bazı tefsirciler, Hazreti Yusuf’un ölüm talebinin onun şeriatına göre caiz olduğunu söylerler. Fakat bu bizim şeriatımızda caiz değildir. Allah Resulü, “Hiç kimse ölümü istemesin. Bu konuda Cenab-ı Allah’tan bir şey isterken şöyle dua etsin: Allahım, yaşamak benim için hayırlı olduğu müddetçe beni yaşat. Ölmek benim için hayırlı olduğu zaman da beni vefat ettir ve canımı al.”178 buyurmuştur. Evet, insan hâdiselerin karşısında inim inim inlese, bu veya başka bir saikle vuslat arzusu insanın içini doldursa, insan ötelere iştiyakla yanıp kavrulsa, Allah’a ve dostlara kavuşma arzusuyla dopdolu bulunsa dahi ölümü isteyemez, “Allahım canımı al!” diyemez. Zira o, Allah’ın belirlediği vuslat vaktini beklemek durumundadır. Böyle bir beklemeye biz, vuslat iştiyakına karşı sabır ya da likâullaha (Allah’a kavuşma arzusuna) karşı sabır diyoruz.Hayatın ağır imtihanları karşısında ölümü istemek bazı kimselerin içinden geçebilir, onlar böyle bir durumda ölümü arzulayabilirler. Fakat esas yiğitlik, dünyanın insanın yüzüne güldüğü anda ölmeyi isteyebilmektir. Hazreti Yusuf, dünyevî