akıl yönünden normal bir insan hiç Arapça bilmese bile bir iki günde Fatiha’yı ezberleyip namazını kılabilir. Kaldı ki Ebu Hanife Hazretleri daha sonra bu fetvasından vazgeçmiştir.26
Cenab-ı Hakk’ın kelâmının Arapça Kur’ân olarak vücut bulmasını şu misal üzerinden anlayabiliriz: Allah, kelâmını, –âdeta bir sinyal gibi– ilâhî bir tecelli dalga boyunda Nebisinin kalbine gönderip –tabiri caizse– orada deşifre ediyor ve O’nun anlayacağı dile çeviriyor. Gönderen de deşifre eden de Allah Resulü’nün anlayacağı şekle çeviren de Allah’tır. Allah Resulü’ne ise sadece onu olduğu gibi telaffuz edip tebliğ etmek kalıyor. Taberânî’nin rivayet ettiği bir hadiste Efendimiz’in haber verdiği “Cennet ehlinin Arapça konuşacak olmasını”27 da bu mânâda düşünmek gerekir. Yoksa insanlar Cennet’te dil öğrenmeyeceklerdir. Gözlerimizi ahiret hayatına açtığımızda konuşacağımız dil eğer Arapça ise bunu yine yukarıdaki misal üzerinden anlayabiliriz. Âdeta esinti gibi gelecek ve dillerimize sirayet edecek, biz de onu telaffuz edeceğiz.Kur’ân Arapçanın altın çağında nazil olsa da Arapçayı daha bir perçinlemiştir. O indikten sonra Arapçanın kurallarıyla ilgili olarak hep ona müracaat edilmiş ve o örnek alınmıştır. Bu açıdan dil erbabı, edebî güzellik ve incelikleri anlamak için başka yere değil, öncelikle Kur’ân’a müracaat etmelidirler. Kur’ân’da kullanılan deyimler, verilen misaller Kur’ân’ın kendi bütünlüğü içerisinde ele alınmalı ve bu bütünlük çerçevesinde anlaşılmalıdır. Bazı tabirler tam olarak anlaşılamamış, deyimlere uygun mânâlar verilememiş, bunların arka planları keşfedilememişse bu, Kur’ân’a gerektiği gibi müracaat edilmemesinden kaynaklanmıştır. Allah kelâmı en iyi şekilde Arapça ile anlaşılacağı gibi Arapça da en iyi şekilde
Dipnotlar
- İbn Nüceym, el-Bahru’r-râik şerhu Kenzi’d-dekâik, 1/324.
- et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-kebîr, 11/185; el-Hâkim, el-Müstedrek, 4/97.