İçeriğe geç

Bir mürşit için iyi bir Arapça bilgisi zaruridir. Çünkü irşat ve tebliğde bulunmak, dinin temel kaynakları olan Kur’ân ve Sünnet’i iyi derecede bilmeyi gerektirir. Bunun yolu ise Arapçaya incelikleriyle vâkıf olmaktan geçer. Örnek verecek olursak, Arapçada istif’al kalıbındaki sin harfine yüklenen altı anlam vardır. Nerede hangi anlamın söz konusu olduğunu ancak dille çok iştigal edip dilin inceliklerine vâkıf olanlar bilebilir. Burada şunu da ifade etmek gerekir ki; bazıları Kur’ân’ın Arapça inmiş olmasını o zamanki muhataplara has bir durum olarak görmüşler, bunun sonucu olarak da her milletin Kur’ân’ı kendi dilinde okuması, ibadetleri kendi dilinde yapması gerektiğini savunmuşlardır. Ebu Hanife’nin Fatiha’nın namazda Farsça okunabileceğine dair fetvasını25 da kendilerine delil olarak almışlardır. Konuyu doğru anlamak için Ebu Hanife’nin bu fetvasının arka planına bakmak gerekir. Arka planda yatan sebep muhtemelen şu idi: İslam’ın ilk dönemlerinde Müslümanlar dünyaya çok hızlı yayılmış, kısa bir zaman içerisinde Horasan bölgesini fethetmiş ve Çin’e uzanmışlardı. Farsça zengin bir dildi fakat o dili bilenler Arapçayı güzel telaffuz edemiyorlardı. Farsçanın hâkim olduğu yerlerde yeni Müslüman olanlar Arapça öğrenmekte, Kur’ân okumakta zorlanıyorlardı. İşte bu sebeple Ebu Hanife Hazretleri, en azından Arapça ve Kur’ân öğrenilene kadar namazdan mahrum kalınmaması adına, Farsça konuşanlar için böyle bir fetva vermiş olabilir, Farsça okuyarak da olsa yeter ki namaz kılsınlar diye düşünmüş olabilir. Bunun karşısında cumhur-u ulema ise namazda kıraatin kesinlikle Arapça olması gerektiğini ifade etmişlerdir. Evet, Kur’ân’ın orijinal dili Arapça olduğu için kıraatte esas olan Arapçadır. Bu sebeple meseleyi Arapçaya bağlı olarak ele almak gerekir. Zaten hafıza ve

45