İçeriğe geç

Çünkü Tevrat’ta zikredilen özelliklerine bakarak Efendimiz’in peygamber olduğunu gayet iyi biliyorlardı. Bunun yanında Mekke ve Hicaz, Müslümanları olduğu kadar onları da alâkadar ediyordu. Buradan bir peygamber çıkacağını bildikleri için gelip oralara yerleşmişlerdi. Seçilen son peygamberin seçkin ümmeti olmayı arzu ediyorlardı. Öte yandan bazı meseleleri getirip Efendimiz’e soruyor, yaşadıkları bazı problemlerde Efendimiz’in hükmüne müracaat ediyorlardı. Bu durum, onların içinden daha çok sayıda insanın inanmış olma ihtimalini yükseltiyor. Ne var ki bunlar muhtemelen, günümüzde tevhide inandığı hâlde inancını gizleyen bazı Ehl-i Kitap gibi, ortamın baskısından dolayı inançlarını rahatça ifade edememişlerdi. Abdullah İbn Selâm’ın Müslüman olduktan sonra bir kısım rehberlik ve şahitliklerinin dışında, vefatına kadar ciddi bir misyon üstlenmediği görülüyor. Bunun sebebi de aynı şekilde etrafın baskısı olabilir. Ademe mahkûm edilme endişesi yaşamış olabilir. Bilemiyoruz belki de Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), o çevreyi tahrik etmemek üzere onu geriye çekmiş olabilir. Kendisi ihtiyaten gölgeli bir görüntü vermiş de olabilir. Netice itibariyle, Yusuf (aleyhisselâm) döneminde olduğu gibi Efendimiz döneminde de O’na çok şiddetli bir kıskançlık ve düşmanlık vardı. Bu ağır atmosferin ve sert tepkilerin altında kalıp ezilmemek için bazı Müslümanlar, Müslümanlıklarını gizlemek zorunda kalmışlardır.

287