İçeriğe geç

Ben şahsen bu son rivayet hakkında farklı bir mülahaza taşıyorum. Sahabenin böyle bir talepte bulunmuş olmalarına çok ihtimal vermek istemiyorum. Zira onlar dinlerini hassasiyetle yaşıyor, inen âyetleri anlamada ve tatbik etmekte fevkalade gayret gösteriyorlardı. Her gelen âyeti Mütekellim-i Ezelî’den dinler gibi dinliyorlardı. Bundan dolayı da sürekli bir metafizik gerilim içindeydiler. Ben onlardaki bu metafizik gerilimin rahatlamak için Efendimiz’den böyle bir talepte bulunmalarına izin vermeyeceği kanaatindeyim. Zira söz konusu metafizik gerilim, onlardaki ağırlık, stres, sıkıntı ve gaileleri alıp götürüyor, onların ruhlarına sekine ve inşirah veriyordu.Mülahazam bu olsa da beşerî bir realiteyi de göz ardı etmek istemem. Zira insan, anlatılan hakikatler, yüklenen mükellefiyetler, tembih edilen imanî ve ahlakî incelikler karşısında bazen kendini beli kırılıyormuş, boğazı sıkılıyormuş gibi hissedebilir. Hissedebilir de rahatlayacak bir vesile arar. Kalbi rahatlatan konuşmalar dinlemek, inşirah verici sözler duymak ister. Bu insanî gerçeği ilk vaaz vermeye başladığım dönemde tecrübe etmiştim. Küçük yaşta köyümüzün camiinde vaaz kürsüsünden Semerkandî Hazretleri’nin Tenbîhü’lgâfilîn adlı eserinde geçen konuları anlatmaya çalışmıştım. Köylülerden bazıları vaaz sırasında karşımda hep ağlıyordu. Bir gün cami çıkışında bunlardan biri yanıma geldi ve ağlayarak “Hocam Allah aşkına, bu kitapta başka bir şey yok mu, ben bittim!” dedi. Anlatılanlar ihlasın incelikleri, Cennet ve Cehennem ahvali, sırat, mizan, ahirette görülecek hesap gibi konulardı. Bunlar kendisine çok ağır gelmişti ve haşyetten ağlıyordu. Ellili yılların insanıydı bu. Algılaması, duyarlılığı çok yüksekti. Hassasiyetinden bunalmış durumdaydı ve benden birazcık da rahatlatacak konular anlatmamı istiyordu. Bu açıdan bakınca sahabilerin de böyle bir zorluk yaşadıkları ve ardından Allah Resulü’nden kalplerine ferahlık verecek bir

31