1. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), iki büyük destekçisi olan Hatice validemizi ve Ebu Talib’i kaybetmişti. Diğer yandan Mekkelilerin O’na ve ashabına eziyet ve tehditleri devam ediyordu. Bundan dolayı o Şanı Yüce Nebi büyük bir yalnızlık ve hüzün içindeydi. Aslında inananların kaderinde değişen bir şey yoktu. Geçmişte Yusuf’a kardeşleri zulmetmişti, o gün de Allah Resulü’ne akrabaları. Aynı soydan gelen, aynı ağacın dalları hükmünde olan ve en fazla birkaç göbek yukarıda birleşen akrabalar, O’na bu zulümleri reva görüyorlardı. Üst üste problemlerle karşılaşan o Hüzün Peygamberi’nin mahzun kalbi teselliye muhtaçtı. Cenab-ı Hak, Yusuf (aleyhisselâm) kıssasını indirerek Efendimiz’i teselli etti, bir önceki sûrenin sonunda da beyan edildiği gibi O’nun kalbini perçinledi. 2. Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) peygamberlerden bahsettiğini duyan Yahudiler, müşriklere gelip “Muhammed’e sorun bakalım, Yakub’un evlatları Şam’dan Mısır’a nasıl gittiler?” demişlerdi. Onlar da bunu Efendimiz’e sordular. Bunun üzerine Yusuf sûresi nazil oldu.16
3. Bir rivayete göre de sûre, sahabenin rahatlayıp nefes alma talebi üzerine inmiştir. Zira o güne kadar inen her âyet, ashab-ı kiramın sırtına bir mükellefiyet yüklüyor, hassas bir ruha sahip, Allah’tan gelen her bir emri yaşamada fevkalade titizlik gösteren o altın nesilde âdeta bir şok tesiri meydana getiriyor, manevî bir gerilim hasıl ediyordu. Daha önce hiç yaşamadıkları böyle bir hayat karşısında, biraz rahatlayabilecekleri şeyler arıyor, bunun için zaman zaman Efendimiz’e gelip “Ya Rasulallah, bizi rahatlatacak bir şeyler anlatsanız!” türünden taleplerde bulunuyorlardı. Bir defasında yine böyle bir şey istediklerinde Allah Teâlâ, Yusuf sûresini indirdi.17
Dipnotlar
- ez-Zeccâc, Meâni’l-Kur’ân, 3/396; Fahreddin er-Râzî, Mefâtîhu’l-gayb, 18/67.
- İbn Hibbân, es-Sahîh, 14/92; el-Hâkim, el-Müstedrek, 2/376.