pabilme, gidilen yerdeki insanları ve onların ihtiyaçlarını doğru okuma, onların hissiyatlarını nazar-ı itibara alma, hareket planlarını ona göre şekillendirme konusunda bize önemli bir rehberdir. Evet, ülkelerine gidilen insanlara karşı sempatik ve yumuşak olmalı, onların kültürlerine ters gördükleri şeyleri yapmamalı, mümkün mertebe onlarla zıtlaşmaya girmemeliyiz. “Biz şuna inanırız, bunu yaparız” diyerek kendi bildiklerimizi başkalarına dayatmamalıyız. Yaşadığımız hayat tarzını başkalarına dayatma asla bizim üslubumuz değildir. Böyle bir dayatma sertlik ve huşunet oluşturur. Bu yüzden meseleyi temsilin uzun zamana bağlı enginliğine bırakmalı, işi temsil çağlayanlarına salmalıyız. Üstad Bediüzzaman Hazretleri, hapishaneleri Hazreti Yusuf ile irtibatlandırarak oralara medrese-i Yusufiye demişti.131 Ayrıca onun, eserlerinde zaman zaman Hazreti Yusuf’un hayatından alıntılar yaptığını görüyoruz. Yaşadığı o sıkıntılar içerisinde hep Yusuf (aleyhisselâm) gibi mülayemeti, yumuşaklığı esas almış, yapıcı davranmış, müspet hareket etmişti. Bağırıp çağırmamış, küsüp darılmamış, problem çıkarmamıştı. Daima kavl-i leyyin, hâl-i leyyin, hiss-i leyyin ve tavr-ı leyyin (yumuşak söz, hâl, his ve tavır) ile hareket etmişti. Bu duruş, mesleğimiz açısından çok önem taşımaktadır. Biz de en olumsuz şartlarda, en sıkıntılı zamanlarda bile mülayemetimizi korumalı, yumuşaklıkla işlerimizi götürmeliyiz. Sertliğe, kabalığa meydan vermemeli, muhataplarımızda herhangi bir rahatsızlık oluşturmadan latif bir şekilde ruhlara girmesini bilmeliyiz.Evet, yumuşak tavır ve usulünce takdim çok önemlidir. Siz, size ait güzellikleri sevimli ve imrendirici bir formatta sunarsanız o güzellikler kabul görecektir. Güzelliğiniz, oturuş kalkışınız, konuşma tarzınız, üslubunuz, bakışınız, âleme ku-